Cenâb-ı Hakk’ın sana arz ettiği feyz ve tecellî, seni ağyarın elinden teslim almak ve nefsâniyete kölelikten azat etmek içindir.
İzah: Hakk’ın muhabbet ve tecellîsi ile cezbedilmeyen ve parlamayan bir kalp elbette dünyanın esiri ve arzuların kölesi olur. Kalbi dünyevî gayelerden ve nefsâni arzulardan kurtararak sahibini hür edecek hal ise, yalnız Hakkın tecellîsidir. Binaenaleyh; her ne zaman kalbe sübhâni vâridat tecellî ederse kalbi gaspedici olan dünya sevgisinin zulmeti silinip gider. Bilâkis tecelliyâta ve vâridata mazhar olmayan müridler ise meylettikleri masivânın zelil kölesi ve esiridir. Dolayısıyla bunların kimi midenin kulu, kimi paranın kulu olacaklarından her biri şeref ve hürriyetten mahrum, Hak ve hakikatten gâfîl olur.
İyi amelleri kaçırdığına üzülmemek ve hatalarına pişman olma mak, kalbin ölüm alâmetlerindendir.
İzah:
Kaçırdığı ibadetten mahzun olmayıp işlediği günahtan pişmanlık duymamak, kalbin manevi ölümüne alâmettir. Buna göre iyi amellerden memnun, kötü fiillerden mahzun olunması da kalbin hakiki hayatına şahitlik eden kesin bir delildir. Bu sebepten dolayı: “Her kim yaptığı iyilikten huzur duyar ve kötü işi kendisini kederlendirirse kâmil mümindir!” buyruldu. Kötü ve iyi amellerin kalbin ölüm ve hayanna delil gösterilmesinin hikmeti, amellerin ya Allah’ın rızasına veyahut gazabına delâlet etmesidir. Zira Allah (c.c.) bir imanlı kulunu güzel işlere muvaffak kılarsa bu durum ilâhi rızanın alâmeti olduğu için sevinci gerektirdiğinden o kimsede ümit daha fazla hakim olur. Ve eğer o imanlı kulunu Cenâb-ı Hak koruma dairesinde tutmayıp da günahlara cesaretli eylerse, Rabbâni gazaba alâmet olması bakımından hüzün ve kederi icap ettireceğinden korku onda ümitten daha ağır basar.
Hakk’ı zikir esnasında Allah ile huzura ermiş olmadığından dolayı sakın zikri terk etme! Çünkü Hakk’ın zikrini ihmâl, zikirde gafletten daha ağırdır. Cenâb-ı Mevlâ seni; gâfilâne zikrinden uyanıklığa, uyanıklıkla zikirden kalp huzuruna, kalp huzuruyla zikir den Allahın gayrini terk edip yalnız Allah ile zikirde bulunma derecesine yükseltebilir. “Hem Allah’a göre bu zor bir şey değildir!” (İbrahim, 20.)
Ey hakikati arayan mürid! Bir oluştan başka bir oluşa geçip durma. Yoksa dönüp dolaşıp tekrar başladığı yere gelen değirmen merkebi gibi olursun! Öyleyse mevcudattan yola çık ve tüm varlıkları yaratan Zât'a doğru göç et.
“Doğrusu son varış Rabbinedir!” (Necm, 42.)
İzah :
...ibadeti âhiret ve dünya beklentilerinden kurtarıp Cenâb-ı Hakk'a tahsis ederek Allah’ın kulu olmak ve Rabbin yüce huzuruna göç ederek “O halde Allah’a kaçın!” (Zâriyât, 50.) sırrını gerçekleştirmek lazımdır ki değirmen merkebine benzemekten kurtulmak mümkün olabilsin.
İslâmiyet’in iffet âbidesi Rabiatü’l-Adeviyye (K.S.) hazretleri bu hakikate işaret ederek: “Ey gece karanlığında gizlice dua edip medet ve yardım isteyen biçarelere inâyet eden Yezdan! Ben sana cennet arzusu ve cehennem korkusu ile ibadet etmedim. Ancak kulluk vazifelerini ifa ettim!” diyerek münacatta bulunmuştur.
Allah'ın sana vermiş olduğu bir ihtiyacı gidermek için başkasına müracaat etme! O ihtiyacı yerleştiren Allah olduktan sonra, O’ndan başka kim onu kaldırabilir? Kendi nefsinden bir ihtiyacı kaldırmaya bile gücü yetmeyen bir kimse, nasıl bir başkasının ihtiyacını giderebilir?
İzah:
Allah’ın getirmiş olduğu bir ihtiyacı elbette Allah’tan gayrisi kaldıramaz. Nitekim tevhidin kısımlarından biri de, âlemde Allah’tan gayrı fail olmadığını tasdik etmektir. Dolayısıyla getireni Allah olan bir şeyi Allah’tan gayrının gidermesi muhal olur. Kısacası insanın nefsi her şeyden daha öncelikli olmasına rağmen aczinden dolayı kendisinden bir ihtiyacı kaldırmaya güç yetiremezse, gayrıdan o ihtiyacı kaldırması nasıl tasavvur edilebilir!