Senli zamanları düşlüyorum yeniyetmeler gibi. Bulut gibi günlerdi, "Bakın," diyene kadar gelip geçti. Şimdiyse önümde, bakmakla gelip geçmeyen koca bir kent var, güzelim. Ama bu ne mene bir göz bozukluğuysa, baktığımda gördüğüm kent olmuyor. Hep senin gözlerin oluyor kent, hep senin dudakların. Her ikisini de öpüyorum ben de, her ikisini ve ötesini.
O denli yalnızlar ki yanlarında irili ufaklı iki üç köpek bulunduruyorlar. Banklarda oturup dalgın dalgın sigara ve şarap içiyorlar, tek kişilik yemeklerde gazetelerini okuyorlar. Sonra da saatlerine bakıp yola koyuluyorlar. Donuk bir yüzle ve hızlı adımlarla yürüyorlar. İçlerinde yaşattıkları bir senleri olmadığını düşünüyorum.
Denizkızı olsam saçlarımın ağına seni takar, derinlikler boyu peşim sıra sürüklerdim. Hiçbir ada seni bırakabileceğim bir yer gibi görünmezdi gözüme. Sen de taşını, toprağını, yuvanı ben bellerdin. Denizkızı değildim. Vapurdan yine yalnız indim.