“.. ve Gilbert Osmond’u tercih ettiği şekilde tercih etmenin, zorunlu olarak diğer bütün bağları koparmak anlamına geldiği fikrini kaderinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettiğinden, buna inanması daha da kolay oluyordu. Bu tercihin tatlılıklarını tadıyordu ve bunlar, teoride bu duygunun tasvip ediliyor olmasına rağmen, sonuç olarak, aşık olmakta çok nahoş bir şeyler olduğunu hissettiriyordu ona. Mutluluğun trajik yanıydı bu; insanın doğrusu daima başka birinin yanlışından oluşuyordu…”
“İnsanı mutluluğun yüksek yerlerine, dünyanın aşağıda uzanıyormuş gibi görüneceği, bir yücelme ve avantaj duygusuyla aşağı bakabileceği ve hüküm verebileceği, seçebileceği, merhamet duyabileceği yerlere götürmek yerine, daha ziyade aşağıya ve yeryüzüne doğru, daha rahat ve daha özgür başka hayatların sesinin yukarıdan geliyormuş gibi duyulduğu ve başarısızlık hissini derinleştirmeye hizmet ettiği, kısıtlanma ve depresyon alemlerine götürüyordu.”