Hürriyetin şahsiyetle münasebetini aramayan hukukçu, yalnız fert ve devlet arasındaki münasebet planında kalınca, aptalla zekiye, bilgisizle alime, görgüsüz ile görgülüye aynı rey hakkını tanımak zorunda kalır. Böyle bir hürriyet ve müsavat anlayışıyla iki ahmak bir dahiden üstündür.
...
On cahili dokuz alime tercih eden bir sistemde bilginin demagojiye mağlup olmasına şaşar mısınız?
Dinler, insanın -İştah, şehvet, kazanç hırsı ve kibir halinde- kuduran ben’nini Allah’ta eritmeye çalışmışlardır. Hümanizm, onu insanlık idealinde uyuşturmaya savaşır. Nasyonalizm fena fil’milleti emreder. Ben’in Allah’ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dahileri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır.
Ben ümit kelimesinin aynı zamanda korku ifade ettiğini düşünürüm. Çünkü ümit, olması ve olmaması ihtimali olan bir şeyin, olacağını farz etmektir. Fakat böyle bir faraziye o şeyin olmaması korkusu devam ettikçe mümkündür ve o korku nispetinde kuvvetlidir.
Kralına karşı haklı olan bir vekil, kocasına karşı haklı olan bir kadın, subayına karşı haklı olan bir nefer; bunların hepsi iki kat cezaya çarptırılmaz mı? Zayıflar için, haklı olmak bir suçtur.