Ve ikisinin arasında bir grup daha vardır ki: "Kur'ân'a inancımızda bu kadar katı olmamalıyız. Birazcık çağa ayak uyduralım. Günün gerekleriyle dinimizin ilkelerini harmanlayalım." derler. Bu tavır, orijinal münafıklığın şimdiki yan ürünüdür. "İslam'a dengeli bir yaklaşım" bulma gayreti en temelde kişinin kendi cesaretsizliğinden ve yaşadığı çeşitli endişelerden kaynaklanır. Bu tip insanlar dışlanma korkusu yaşarlar; çevreleri tarafından iyi görülmek ister ve onlara yaranmaya çalışırlar. Kendi aşağılık komplekslerini İslam'a yansıtırlar.
Allah (cc) "Onların sadırlarında hastalık vardır." dememiş, "Kalplerin de hastalık vardır." demiştir. "Sudûr" ve "kulûb" arasında büyük fark vardır. Nas Suresi'nde, "İnsanların sadrlarına vesvese veren" (Nas, 5) diyoruz, "İnsanların kalplerine vesvese veren" demiyoruz. "Insanların sadrlarına (göğüslerine) fisıldayan" deniyor ayette. Sadr ile kalp arasında fark vardır.
Sadr (göğüs) bir yerdir. Bu yerin içindeki hazine kalptir. Seytan kalbe ulaşamaz. Şeytanın göğsünüze ulaşımı vardır. Kalbi eviniz, göğsü de çevresindeki arazi gibi düşünürsek şeytan araziye girebilir ama kapıyı açımadan evinize giremez. Kalp, sizin evinizdir ve kilitlidir. Şeytan sürekli kalbinizin kapısını tıklatır, ona vesvese vermeye çalışır. Bizim görevimiz şeytan kalplerimizi tıklattığında bunu fark etmektir. Çünkü şeytan göğüslerimizdedir. Göğsün tam içindedir ve oradan fısıldar. Birisi kapıyı tıklattığında sesi içerden duyarsınız. İsterseniz kapıyı açarsınız, istemezseniz açmazsınız. Eğer gelen kişiye kapıyı sonuna kadar açarsanız gelip evinize yerleşir ve evin şeklini değiştirmeye başlar. Bunun gibi şeytanın kalbinizin içine girmesine izin verirseniz güzel olan şey çirkin, çirkin olan da güzel görünmeye başlar bize. İşte bu yüzden "Şeytan, onlara yaptıklarını güzel gösterdi." (Nahl, 63) diyor Allah (cc).
Henüz şeytanın kalbinize girmesine izin vermediyseniz kalbinizde hälä iman vardır. Çünkü "Allah imanı size sevdirdi, onu kalbinize güzel gösterdi." (Hucurât, 7) diyor Rabbimiz.