Cemal Süreya şöyle der:
“Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Babalar bunu hep yapar;
bir gün ansızın ölürler
ve siz elinizdeki hatıralarla idare etmek zorunda kalırsınız.”
Georgi Gospodinov’un Ölüm ve Bahçıvan kitabını özellikle şu soruyla okumak istedim:
Bu kitap gerçekten söylendiği kadar müthiş mi, yoksa biraz abartılıyor mu?
Ve samimiyetle söyleyebilirim ki… Gerçekten müthiş bir kitap.
Kitap “Babam bahçıvandı, şimdi bir bahçe.” cümlesiyle başlıyor. Daha ilk cümleden insanı sarsıyor. Aslında o cümle bile bütün kitabın özeti gibi. Yazar daha en başta size babasının öleceğini söylüyor. Ortasında da söylüyor, sonunda da. Baştan sona bunun farkında olarak okuyorsunuz.
Ve buna rağmen merak duygusu eksilmiyor.
Şaşırtıcı bir olay örgüsü yok. “Acaba ne olacak?” sorusu yok. Çünkü ne olacağını zaten biliyorsunuz. Ama buna rağmen, hatta belki de tam bu yüzden, kitap daha derine iniyor. Bu tercih bana çok farklı ve cesur geldi.
Instagram’da okuyan herkes “Ölümü bu kadar güzel anlatan bir kitap yok” diyordu. Abartı sanmıştım. Değilmiş. Ölümü öyle çabasız, öyle sade, öyle sakin ama bir o kadar da derin anlatıyor ki hayran olmamak mümkün değil.
Bu kitabı özellikle babasını ya da çok sevdiği birini kaybetmiş birinin okuduğunda neler hissedeceğini çok merak ediyorum. Ben böyle bir kayıp yaşamadığım hâlde bu kadar etkilendiysem, yaşayan birinin kalbine nasıl dokunur, tahmin bile edemiyorum. Bu yüzden biraz da buna hazır olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.
Yazardan ilk kez bir eser okudum ve bu kadar etkilenmeyi beklemiyordum. Üslubu çok naif, çok sade, çok yalın. Kitap aslında bir günde bitebilecek kadar akıcı. Hatta sayfa sayısını düşünürsek, Monte Cristo Kontu’nu daha kısa sürede bitirmiştim. Ama bu kitap elimde birkaç gün kaldı.
Çünkü
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma