Bu ataerkil enlemlerde derler ki, çocuklar ağlıyorsa korkacak bir şey yoktur, ama vetişkinler ağlıyorya o zaman vardır. Ya aynı anda hem çocuk hem yetişkinsen ve babanın ölmekte olduğunu daha yeni öğrenmişsen...
Hamnet, William Shakespeare’in aile hayatından ilham alan, tarihsel gerçeklikle kurguyu iç içe geçiren bir roman. Yazarı Maggie O'Farrell bu eserle 2020 yılında Women’s Prize for Fiction (Kadınlar Kurgu Ödülü)’nü kazanmıştı.
Romanı elinize aldığınızda, sanki Shakespeare’in oğlu Hamnet’in trajik hikâyesini okuyacakmışsınız gibi bir beklenti oluşuyor. Oysa kitap, odağını daha çok Agnes’e çeviriyor. 1580’lerde Shakespeare ve eşi (çoğunlukla Anne olarak bilinse de, babasının vasiyetinde “Agnes” adı geçer) üç çocuk sahibi olur: Susanna ve ikizler Judith ile Hamnet. İkizlerin vaftizinden kısa süre sonra Hamnet’in nedeni tam bilinmeyen ölümü, hem aileyi hem de ileride yazılacak eserleri derinden etkiler. Shakespeare’in yıllar sonra kaleme aldığı Hamlet ile bu kayıp arasında sembolik bir bağ kurulur.
Ancak bu roman bir babanın edebî mirasından çok, bir annenin yasına odaklanıyor. Agnes’in sezgileri, doğayla kurduğu bağ ve evlat acısıyla yüzleşme biçimi metnin asıl merkezini oluşturuyor.
Benim okuma deneyimime gelirsek…
Film uyarlaması nedeniyle sinemaya gitmeden önce kitabı okumak istedim. Daha önce yazarın Evlilik Portresi romanını da okumuştum ve beklentim bu yüzden oldukça yüksekti. Fakat ne yazık ki bu kitapla aramda beklediğim bağı kuramadım.
Belki öncesinde yoğun ve kalın bir kitaptan çıkmış olmamın etkisi vardı, belki de bir reading slump dönemine denk geldi. Bazen çok sevilen bir kitap bile doğru zamanda okunmadığında etkisini tam gösteremeyebiliyor. Sebebini tam koyamasam da, bu kez beklentimle aldığım tat aynı seviyede olmadı.