Oğlum, şiir hayatın maddiyatından ziyade maneviyatından kıvılcım saçar. Şiirin kanaviçesi daima hayaldir. Bu Doğu'da da böyledir, Batı'da da... Bu fikrini değiştir. Dante'nin İlahi Komedya'sında icat ettiği cehennemler, bizim İzzet Molla'nın hayal ürünü olan hastanelerin filozofçası olmaktan başka bir şey midir?
Bu çocuklar Fuzûli'yi, Nef'i'yi,Nâbi'yi filanı yalnız ismen tanırlar. Muzaffer Bey oğlumuz biraz nezaketle deminden anlattı ya ... Eski divanlar bunlar için birer şiir mezarından başka bir şey değil, onların bugün mal bulmuş Mağribî gibi kapıştıkları sembolizm, Batı'yı tanımadan evvel Doğu'da vardı. Sembolizm bizim söz sanatlarımızdaki istiarenin çeşitlerinden biridir. Tasavvuf sembolizm değil midir? Hem de ekstrası, ne yapalım ki içinde gaflet körlüğü ile yaşadıkları Doğu, onlara Batı'dan daha uzaktır.
Ey seher yeli, o güzel ceylana mülâyemetle söyle, bizi dağlara, ovalara salan sensin!
Ömrü uzun olasıca şekerci, bilmem ki neden şekerle beslenen duduyu bir arayıp sormaz!
Ey gül, yoksa güzelliğinin verdiği gurur müsaade mi etmiyor, neden şeyda bülbülün halini bir kerecik olsun sormuyorsun?
Nazar ehli; güzel huyla, lütuf la avlanabilir. Akıllı kuşu bağla, tuzakla tutmak imkânı yoktur.
Sevgilinle oturup şarap içtiğin vakitte bari senden nasibi olmayan dostları hatırla!
Bilmem ki neden selvi boylu, kara gözlü, ay yüzlü güzeller kimseye bir aşinalık göstermiyorlar?
Güzelliğinde hiç bir ayıp, hiç bir noksan yok. Ancak şu kadarcık bir şey söylenebilir; Sevgiden anlamıyorsun, vefasızsın!
Gökyüzünde Zühre, Hâfız’ın şiirlerini terennüm ederek İsâ’yı bile oynatsa şaşılmaz doğrusu.