İçine kapandığı yalnızlık ortamında oluşturduğu bu bireyci, toplumsal içeriği yönünden ise anarşik düşünceler sonunda Raskolnikov'u; Ben bir bit miyim, yoksa insan mı? ikilemine götürür. Oysa Raskolnikov geçmiş çağlarda ve kendi yaşadığı çağda milyonlarca ezilen insanın toplumsal haksızlıklara neden başkaldırmadıkları konusunu yeterince ve ciddi olarak düşünmemiştir. Ezilen insanların geçmişte ve şimdi uysalca boyun eğmeleri onda öfke ve acı yaratmakta, kendisini yığınların, halkın ''sıradan'' insanların karşısında ve onlardan çok daha yukarılarda bir yerlere koymaktadır. Raswkolnikov bir kurtuluş yolu bulmuştur ve bu kurtuluş yolu onu tarihteki diğer 'olağanüstü' insanlar gibi olduğunu, sıradan olarak gördüğü halkın dokunulmaz kabul ettiği temel ahlak kurallarını çiğneme hakkına sahip olduğunu göstermek. Bu kurtuluş yolu ise cinayet işlemektir. En nihayetinde tarihteki olağanüstü insanlar birer kan dökücüdürler.
Buraya kadar olan kısım kitabın ön sözünde olan satırlardı. Bundan sonrası şahsıma ait .
'Ben bir bit miyim, yoksa insan mı?'
Son zamanlarda etrafıma bakıp düşündüğüm sonra kendi içime dönüp tekrar düşündüğüm o ikilem. Kendimi sahiden soruyorum ben neyim, pek insan gibi yaşadığım söylenemez. Gerçi insan gibi yaşamak nedir ki? Nasıl insan gibi yaşanır? Bunun kriterleri var mıdır? Varsa nedir? Felsefi ve ahlaki boyutundan ziyade yüksek refah ile birlikte haklarımızın çiğnenmediği bir ütopyada insan gibi yaşamanın bir yolunu bulabiliriz belki. Bitler hakkında da az düşünmedim değil. Önce sordum kendime yazar neden bit kavramını ortaya attı. Benim için paradoks haline dönüştürdü bu kavramı. Sonra açtım baktım neymiş bu bitler. Bitler, çok küçük kanatsız, kan emerek beslenen özellikle ense ve kulak arkasında kaşıntıya sebep olan parazitlerdir, diyor. Yazar bu