.. yalnız yaşamayı seviyordu, kadınlardan uzaklaşmasının nedeni kendisini yitirmekten, bir başkasıyla iç içe yaşamaktan korkmasıydı, ne de olsa her şeyini yabancı bir kadınla bölüşecekti, boğazı sıkılıyormuş gibi hissetmek ve tutsaklık duygusu Elias’ın yalnız yaşamaya, müzmin bekarlığa karar vermesiyle sonuçlanmıştı; ancak zaman zaman üzerine bir hüzün çökerdi, kendinde bir eksiklik hissederdi, bu eksiklik onu başkalarının gözünde zavallı konumuna getirmekle kalmıyor-başkalarının gözünde zavallı olması ona koymuyordu, öyle olduğunu biliyordu zaten- otuz dört yaşında genç bir erkek olarak “bir başkası” ile yakınlaşma dürtüsünü hayatından çıkarmış yarım bir insan yapıyordu.
Acı çekerek iyi bir olunamaz. Acı çekerek genellikle kötü biri olunur. Kimin en çok acı çektiğini tartışmak çocukçadır. Baskı gören çocuk genellikle sakatlanır, duygusal yaşamı zarar görür, baskı gören genellikle baskı yapanın düşünce yapısıyla yöntemlerini benimser, baskı görmenin en vahim sonucu budur; bu, baskı göreni mahveder ve onun kendini kurtarma olanaklarını azaltır. Acıyı işe yarar kılmak büyük uğraş gerektirir, özellikle de acı çeken kişi için.
İnsan gençken kendini bir bütüne, insanlığın temel ilkelerine bağlı hissetmez, insan gençken bir sürü şey dener çünkü hayat bir genel prova gibi algılanır, perde gerçekten açıldığında değiştirilebilecek bir prova gibi. Ama gün gelir perdenin her daim açık olduğu kafasına dank eder. Sahnelenen, oyunun kendisidir.
…hiçbir şey olmamış gibi davranmak, dürüst olmamak neden? Dünya bu yüzden batıyor işte, çünkü insanlar fikirlerini söylemiyor, dürüst davranmıyor, kimsenin keyfi kaçmasın diye yapmacık tavırlar takınıyorlar..