Taylan Şafak

Taylan Şafak
@EAuditore
Halbuki mesele çok basit: İnsan hastalanır ve ölür. "- Zavallı Yorik!"
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Beni susturan şey nefretimdi. En basit içtimaî dâvaları anlamayacak kadar yabancı tesirler altında şahsiyetlerini kaybeden bu insanlarla münakaşaya mecbur olmanın küçüklüğünden muzdariptim.
Evet, hemen herkes dışarıdan gelen telkinlere inanılmaz bir derecede maruz kalır! İlk tesir ailede alınan eğitimden gelir, filozof ailelerinin sayısı da çok azdır! Daha sonra akılcı bir eğitimden geçen çocukların da sayısı azdır. Böyle bir eğitim alanlar bile bir anlamda bir atmosferiyle kuşatılmışlardır. Kamuoyunun güçlü etkisi altındaki çevre, hizmetçiler, dostlar, çocuğun belleğini toplumdaki genel geçer formüllerle dolduracaklardır. Aile bu önyargılara karşı su geçirmez duvarlar inşa etmeyi başarsa bile, çocuğun karşısına pek azı düşünen öğretmenler ve genel zihniyetin sirayet ettiği arkadaşlar çıkacaktır. Üstelik benzerleri arasında yaşayan en iyi yetişmiş çocuk bile benzerleriyle aynı dili konuşmak zorunda kalır. Oysa herkesin bildiği gibi dil, avam kökenlidir. Kalabalık kendisine göre bir dil şekillendirmiştir. Vasatlığını, gerçekten üstün olan her şeye karşı kinini, dış görünüşten öteye geçemeyen kaba ve safdil yargılarını bu dilin içine boşaltmıştır. Dilde servet, güç, askeri kahramanlıkları öven ve iyiliği, çıkar gütmemeyi, basit bir yaşam sürmeyi, entelektüel çalışmayı aşağılayan onca fikir telkini bulunmasının nedeni budur. Ve hepimiz bu yüksek dil telkinine yüksek düzeyde maruz kalıyoruz. Kanıt mı istiyorsunuz? "Büyüklük" dendiğini varsayalım, bu sözcük pek çok kişide ahlaki büyüklükten önce güç, ihtişam fikirlerini çağrıştıracaktır. Hepsi Sezar'ın adını zikredecek, kimsenin aklına Epiktetos gelmeyecektir. Mutluluk mu dendi? Zihinde servet, iktidar, alkışlanma fikirleri uyanacaktır. . . Budala ve bayağı cehaletin değerli zihinlerin aleyhine sahip olduğu en güçlü telkin aracının dil olduğu sonucuna varacaksınız.
Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta' idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hattâ yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filân... Zavallı mürâhik...
Bazan etrafımızda o kadar esrarlı bir hâdise olur ki ince teferuatına kadar bunu sezeriz, fakat hiçbir şey idrak etmeyiz; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar, fakat bize anlatmaz, böyle korkunç işaretlerle bizi muammanın derinliklerine atar ve boğar.