Yine yürüdük. Karşımızdaki taş kemerlerin loşluğunda bir asker duruyordu sevgilisiyle. Yanlarından geçtik. Taşa sıkı sıkı yaslanmış duruyorlardı, asker kaputunu kıza sarmıştı.
"Onlar da bizim gibi" dedim.
Catherine: "Kimse bizim gibi değildir" dedi.
Çok ama çok iyi bir kitap! Hikâyesi, karakterleri ve akıcılığıyla elimden bırakmak istemediğim; okudukça bitecek diye üzüldüğüm bir eser. Açıkçası kitabı uzun uzun anlatmak istemiyorum, belki ileride unutur ve tekrar okurum diye. Yine de birkaç şey söylemeden geçemeyeceğim.
Jack London artık benim için resmen en sevdiğim yazar oldu. Bir-iki kitapla başlayan bu hayranlık, üç-dört derken kesinleşti.
Kitap, baba parasıyla büyümüş, kitapların ve kadınların arasında rahat bir yaşam sürmüş genç bir adamın deniz yolculuğunda kaza geçirip ölümle yüzleşmesiyle başlıyor. Onu, hayatı boyunca erkeklerin arasında yetişmiş, her türlü pisliği görmüş, "büyük balığın küçük balığı yediği" deniz dünyasından gelen bir adam kurtarıyor. Fakat kurtuluş, bir özgürlük değil; kendi gemisinde zorla çalıştırılmasıyla birlikte bambaşka bir serüvenin başlangıcı oluyor.
Roman boyunca bu iki farklı karakter arasındaki fikir ayrılıkları, materyalizm ile idealizmin çarpışması üzerinden anlatılıyor. Karakter gelişimleri, metinlerin gücü ve hikâyenin olağanüstülüğü ise eseri bir başyapıt haline getiriyor.
Bay Van Weyden & Kaptan Wolf Larsen
Tek kelimeyle: Mükemmel!
Deniz KurduJack London