John Steinbeck – Kaygılarımızın Kışı
Bazı kitaplar bittiğinde sadece “güzeldi” demezsin; sende bir tortu bırakır, zihninin bir köşesinde yaşamaya devam eder. Kaygılarımızın Kışı benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Ve açık söyleyeyim: çok beğendim. Hem çok katmanlı hem de inanılmaz akıcı bir romandı. Steinbeck öyle bir anlatıyor ki, fark etmeden karakterlerin zihninin içine giriyor, onların utancını, öfkesini, kırılganlığını ve suskunluğunu yaşamaya başlıyorsun.
Bu kitap nedense diğer Steinbeck eserleri kadar çok konuşulmuyor. Oysa bana kalırsa çok daha fazla duyulması gereken, hatta Steinbeck’in en sarsıcı eserlerinden biri.
Romanın merkezinde Ethan Allen Hawley var. İlk bakışta sıradan, hatta yer yer iyi kalpli, ailesini düşünen, biraz kırılmış ama hâlâ “dürüst” kalmaya çalışan bir adam gibi görünüyor. Ama kitap ilerledikçe Ethan’ın aslında ne kadar çatallı, ne kadar çelişkili, ne kadar çözülmesi zor biri olduğunu görüyorsun. Sanırım kitabın en güçlü yanı da bu: Ethan ne tam iyi biri, ne tam kötü biri. Ne tamamen kurban, ne tamamen suçlu. O, ahlâk ile ihtiyaç arasında sıkışmış bir insan.
Ve Steinbeck burada sadece bir adamı anlatmıyor. Ethan üzerinden, aslında bütün bir toplumun çürümesini gösteriyor.
Kasaba zaten başlı başına ayrı bir karakter gibi. Eskiden itibarlı, canlı, varlıklı bir yerken şimdi içten içe çürüyen, kendini saygınlıkla kamufle eden bir yapı hâline gelmiş. İnsanların rüşveti, çıkar ilişkilerini, hukuksuzluğu neredeyse “normal” saydığı bir düzen var. En vurucu cümlelerden biri de aslında bu dünyanın özeti gibi:
“Bütün insanlar ahlâklıdır. Yalnızca komşuları ahlâksızdır.”
Kitap boyunca herkes kendini haklı çıkarıyor; kimse kendine “kötü” demiyor. Zaten Steinbeck’in derdi de burada başlıyor.
Ethan’ın trajedisi şu: O da sistemden tiksiniyor ama
Belediye meclis başkanı kasabaya alet edevat satıyor, yargıçlar trafik cezalarını siliyordu ve bunu o kadar uzun zamandır yapıyorlardı ki, yasadışı bir faaliyet olduğunu hatrlamıyorlardı bile, oysa en azından kitaplar yasadışı sayıldığımı söylüyordu. Normal insanlar olarak bu hareketlerini katiyen ahläkdışı bulmuyorlardı. Bütün insanlar ahläklıdır. Yalnızca komşuları ahlâksızdır.
Kelimeler, yalnızca duygusal açıdan anlam taşıyor. Düşünce sonucunda harekete geçen birileri var mı yoksa eylemi duygular tetikliyor da düşünce bazen uyguluyor mu?
Kuralları bir süreliğine rafa kaldırırsam yara izleri alacağımı biliyordum ama bunlar, halihazırda taşıdığım başarısızlık yaralarından daha mı kötü olacaktı? Yalnızca yaşamak bile yaralı olmak demektir.