“Ziya” ve “nur” arasında bir fark vardır. Ziyada sıcaklık ve yansıma vardır, nurda yoktur. Sabahın çok erken saatlerinde, fecr vaktinde gökyüzünde görünen “ziya” değil, “nur”dur. Çünkü güneş direkt olarak görünmez, ışığın gökyüzünden yansıması görünür. Yoğun bir şekilde direkt olarak gelen ve sıcaklık veren ışığa ise “ziya” denir. ... “Güneş'i bir ziya Ay'ı bir nur kılan, O'dur.” (Yânus, 5) Çünkü Ay, ışığı yansıtır, bu sebeple ona “nur” denir.
Kur'ân'da münafıkların isimleriyle zikredilmemesi sünnetullahtır. Ebü Leheb, Firavun gibi kâfirler Kur'ân'da zikredilir ama münafıklar zikredilmez.
Allah'ın (cc) sünnetleri kıyamet gününe kadar devam edecektir. Hiçbir inanan veya inanmayan, başka bir insan tarafından “münafık” olarak nitelendirilmesin diye Kur'ân, münafıkları zikretmez. Benim hiç kimseye münafık deme hakkım yok. Allah (cc) “Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır.” (Bakara, 10) diyor.
Dışarıdan görünen semptomlara göre yanlış teşhis koyma ihtimali her zaman vardır. Kalbin içinde ne olduğunu sadece kişinin kendisi ve Allah (cc) bilir. Bu da demek oluyor ki gözümle ne görmüş olursam olayım bu bana başkasına münafık deme hakkını vermez.
Vadesiz bir mevduatınız varsa paranızı istediğiniz zaman çekebilirsiniz, ama uzun süreli yatırım hesabınız olduğunda paranızı emanet ettiğiniz için hemen geri alamazsınız. Emeklilik hesabı böyledir. Parayı çekmek için belli bir yaşa gelmeniz gerekir. Bu hesaba yatırdığınız parayı harcamış sayılmazsınız, buna harcamak denmez, buna “yatırım” denir; parayı bir hesaba transfer edersiniz. Alacaklı olan sizsinizdir. Allah'ın (cc) rızıklandırdığı şeyden infak etmek, parayı dünya hesabından ahiret hesabına transfer etmektir. Hesap hâlâ sizindir, banka Allah'ın bankasıdır. Bu banka dünyevi bankalardan daha güvenilirdir; birikiminizi artırarak size iade etme garantisi verir. Bunun tek şartı gayba iman etmektir.
Mesela dedikodu gibi başkasının şerefi ya da karakteriyle ilgili konuşmak büyük problemdir. O an imanı olmayanlar, “Bir şey değil, sadece konuşuyorduk!” der. Oysa “İftirayı dilden dile yayıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi ağızlarınızla söylüyorsunuz; bunu da önemsiz sanıyorsunuz; hâlbuki Allah katında o büyük bir şeydir.” (Nur, 15) Allah'a (cc) göre az önce düşünmeden söylediğiniz şey çok ağırdır. Ağzınızdan ne çıktığına çok dikkat etmelisiniz. Gayba iman budur.
Hâlbuki Kur'ân, herhangi bir kitap değil. Bu Kitab'a “her zaman haklı olan müşteri” gibi yaklaşılmaz. Ona ancak bir dilenci gibi, iflas etmiş biri gibi, çölde kaybolmuş ve susuzluktan ölmek üzere olan biri gibi yaklaşılır. O adama bir damla su verseniz suyun ısınmış olmasından şikâyet etmez. Ya da “Soda olsa iyi olurdu. Portakal suyu yok mu?” demez. Sadece alır. Hidayete muhtaçsanız alırsınız. “Allah beni daha iyi biliyor, bilmem gerekeni de bilmemem gerekeni de O biliyor.” dersiniz.
Allah'tan (cc) gelen bu oryantasyonun bir diğer güzel yanı da bizim, Allah'ın Kitabı'nı okurken girmemiz gereken ruh hâlini hazırlamasıdır. Çünkü eğer Kitab'a yaklaşırkenki tutumunuz doğru olmazsa ve kalbiniz doğru yerde değilse o zaman, “Allah birçok kimseyi onunla saptırır, birçok kimseyi de onunla doğru yola iletir.” (Bakara, 26) Aynı Kitap'la Allah (cc) kimilerini dalalete, kimilerini de hidayete eriştirir, çünkü çoğu yanlış bir tutumla gelmiştir.