Emin K.

Emin K.
"Bilgeliğin arttığı yerde keder de artar ve bilgisini arttıran, derdini de arttırır."
Not: Kurban filminin senaryo adı Büyücü'dür.
Yıllar önce bir Slav efsanesinde, şehri hunhar düşmanlarca kuşatılmış, halkı arasında veba başgöstermiş, ülkesi açlık ve sefaletin pençesine düşmüş bir kralın çaresizliğini okumuştum. Efsaneye göre kral akıllı vezirinden bunun çaresini sormuştu. Vezir de bunun tek çaresi olarak büyücü kadınla yatmasını söylemişti ona. Kral vezirinin dediği gibi yapmış ve ülkesi tüm belalardan kurtulmuştu fakat kendisi delirmiş, şehirden kaçmıştı. Bu eski Slav hikayesi, Tarkovski'nin Büyücü senaryosunun ilham kaynağı olabilir. Ancak kendisi bu konuda herhangi bir şey söylememiştir. Senaryonun son bölümü ise Talmut'taki kıssalan andınr. Nitekim hem Büyücü hem de Kurban'ın senaryosu etik hikayelerden oluşur. Bu açıdan bakıldığında da Talmut kıssaları ile benzerlik arz eder. Tarkovski, "Yeni filmim Kurban'ın, ahlaki vecheleri anımsatan bir öyküsü vardır. Farklı yorumlanabilecek birtakım olaylan anlatır. Yaşanan olaylarsa maddi gerçekliği yansıtmayan olaylardır. Her biri kendi özel anlamıyla dolu olaylar serisidir..." demektedir.
Sayfa 132 - Küre, 1. Baskı, 2016·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tarkovski Ayna için, "Ayna her şeyin mahiyeti karşısında duran bir film olsun istedim." der. Başka bir yerde ise daha açık ifadelerle şunları söyler: Ayna'da iki farklı kuşağa ait iki insanın hayatı, gerçeklik ve anıların çatışmasıyla kesişir. Bu iki kuşaktan birini, filmde şiirlerini duyduğumuz babam temsil eder. Diğerini de ben. Filmdeki ev, gerçek evimizin restore edilmiş halidir. Aynca bu bir belgesel filmdir de diyebiliriz. Gerek savaş görüntülerinden kesitler olsun, gerek babamın anneme yazdığı aşk şiirleri olsun, hepsi benim gözümde hayat hikayemi açıklayıcı birer belge niteliğindedir. Ben geçmişi, evi ekrana getirerek inceledim. Ayrı bir yerde de, "Bu film aslında annemin hayat öyküsüdür, bir de onun hayat çizgisinde ilerleyen çocukluğumun hikayesi... En yalın, en saf olayları anlatır, bir itiraf hükmündedir." diye kendi penceresinden filmin yapısını değerlendirir.
Sayfa 129 - Küre, 1. Baskı, 2016·Kitabı okudu
Ölümünden sonra yayımlanmış şu cümleler Tarkovski'ye aittir: "Ben Puşkin, Dostoyevski, Gogol ve Tolstoy aşığıyım. Onlarsız bir sanatçı olarak var olamazdım.'' Bu dört isimden en fazla sevdiği şüphesiz Dostoyevski idi. Dostoyevski'nin Budala adlı eserinin sinema uyarlamasını filmleştirememenin boşluğunu yıllarca içinde hissetti. Tam üç kez senaryoyu tamamlamak istediyse de kısa bir bölü­münü yayımlatmakla yetindi. Bazı eleştirmenler ona "Dostoyevski sineması" ismini vermişti.
Sayfa 107 - Küre, 1. Baskı, 2016·Kitabı okudu
Tarkovski Söyleşisinden
"Temel anlamda yönetmenleri iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup, içinde yaşadığı dünyayı taklit ederek onu yeniden yaratma yolunu tercih eder. İkinci grup ise kendi özel dünyasını yaratma yolunda gayret gösterir. İşte bu gruba ben, sinemanın şairleri diyorum. Bresson, Dovzhenko, Mizoguchi, Bergman, Buñuel, Kurosawa ve Antonioni bu grupta yer alan yönetmenlerdir. Bunlar sinema tarihinin en parlak simalarıdır. Yapıtlan, içsel bir yaratıcılık yeteneklerinin olduğunu gösterdiği için çoğu zaman halkın zevk anlayışıyla uyuşmayabilir. Ben bir filmin çekimlerine başlamadan önce sevdiğim filmleri; 'kendi yoldaşlanm' olarak gördüğüm yönetmenlerin filmlerini defalarca izlerim mesela. Yanlış anlaşılmasın, onlan taklit ettiğim filan yok, sadece onların yarattığı atmosferde nefes almak istiyorum o kadar..."
Sayfa 86 - Küre, 1. Baskı, 2016·Kitabı okudu
Bir sanat eserinin sadece onu var edenin bilinçli düşünce ve malumatını yansıttığı iddiası kesin bir doğru olarak kabul edilemez. İlk bakışta sanatçı, etrafındaki çeşitli şeyleri bir sanat eseri çerçevesinde ele alsa da bu, onun salt kendi bilgi ve bilincindeki düşüncelerine dayanarak gerçekleştirdiği bir iş değildir. Sanatçı bir sanat eseri yaratırken farkında olmadan bilinçaltındakileri bilgi dünyasına nazaran daha fazla kullanır. Engels, ''Temel düşünce ne kadar derin olursa kendini o kadar daha az gizler. " dese de bu kesinlikle böyledir denilemez.
Sayfa 39 - Küre, 1. Baskı, 2016·Kitabı okudu