Hata yapmak kişiyi şeytanlaştırmaz. Önemli olan, kişinin hata yaptıktan sonraki tavrıdır. Kişi kendini haklı çıkarıp suçu Allah'a atar ve kendi üzerine pay almazsa, sırf kavrayamadığı için aklını Allah'ın hikmetinin üzerine çıkarırsa şeytanın peşine takılmış demektir. Çünkü Allah'ın insanı sınayacağını, ona öğreteceğini bilip, ... (Bakara, 29) “Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” diyebilmek gerekir.
Profesör, âlim, öğretmen konumundaki bir kimse kendisine soru sorulduğu zaman bunu bir saldırı olarak algılıyorsa Allah'ın sünnetinden uzaklaşıyor demektir. Allah (cc) meleklere soru sorma hakkı verirken bir kimse nasıl olur da “Sen kim oluyorsun da bana bunu soruyorsun?” diyebilir? Ama eğer birisi gelip de kibirlenerek eleştiri tavrına giriyorsa, ona da haddini bildirmek gerekir. Bu da Allah'ın sünnetidir. Allah (cc) İblis'e verdiği cevapla ona haddini bildirmiştir. Samimi bir merakla, gerçekten anlamaya çalıştığı için soru soran bir kimseye kızmayı gerektirecek bir durumsa söz konusu değildir; o kimselerin merakını mümkün olduğu kadar gidermek gerekir.
“Umulur ki böylece siz akledersiniz.” (Bakara, 73)
Allahu Teâlâ bize adeta soru sormayı öğretiyor ve sadece ne sorduğumuzla değil, aynı zamanda soruyu nasıl sorduğumuzla da ilgileniyor. İnsan fıtratında var olan merak duygusu yasaklanmamıştır. Anlamamak, Allah'ın emrine rağmen ikna olmamak yasak değildir fakat bunu gururla, kibirle, eleştiriyle, küstahça yapanlar İblis'in durumuna düşer. Halbuki herkesin “Ya Rabbi bu soruyu sorarken niyetim sana karşı gelmek değil. Bunu doğru bulmadığımı kastetmiyorum, yalnızca anlamadığımı itiraf ediyorum.” şeklinde soru sormaya hakkı vardır. İslam, soruların dinidir. “Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.” (Nahl, 43) buyrulur.