Kan ve gözyaşı bu toprakların mirası. Tarihte her toprak sahibi, ülke sahibi, ister otoriter olsun ister totaliter isterse demokrasi ile yönetilsin tek amaçları halklarını yoksul bırakmak olmuş. Bırakırken de her türlü yola başvurmak olmuş. Bu yoksulluk bilerek ve isteyerek sermaye sahiplerinin öncülüğünde iktidarların aracılığı ile yapılabilir olmuş ve günümüzde de devam ede gelmiştir. İşte bu yoksulluk, kan ve gözyaşını da beraberinde getiriyordu.
Anadolu'nun Tolstoyu Yaşar Kemal, bir ada hikayesi'nde (Fırat suyu kan akıyor baksana) farklı etnik millete ait iki halkın kan, gözyaşı, yoksulluk, terk ediş, terk ediliş, hasret ve özlem gibi insana dair hak etmediği tüm dramların ete kemiğe büründürerek anlattığı bir başyapıt. Karakter analizi yapıp inceleyi boğmak istemiyorum. Önemli olan kitaptaki karakterlerin magazin boyutunu değil, yazarın bize ne vermek istediğini yalın bir şekilde anlatmak aslında.
Yaşar Kemal'in anlatım tarzındaki doğayı tasfiri bu kitabında da okurunu doyuruyor. Mesela öyle güzel deniz tasfiri yapıyor ki ömründe deniz görmemiş okur bile denize dokunuyor hissine kapılıyor, deniz görmüş okur ise nasıl öyle bakmadığına hayıflanırdı. Sadece denizi değil tüm doğayı belden geçiriyor sanki. Yaşar Kemal'in denizi başka bir deniz, güneşi başka bir güneş, çiçeği başka bir çiçek, otu başka bir ot sanki. İşte böyle bir tasfirle başlıyor adanın hikayesi. İki halkın Yunanistan'da ki Türkler ile Türkiye'deki Yunanlıların, Anadoludaki büyük savaş sonrası ada halklarının fikirlerini almadan, iktidarların almış olduğu mübadele kararı sonrası yaşadıkları dramı iki baş kahraman üzerinden anlatıyor. Bu yaşanan ada halklarının gözlerinde bir sürgün, bir yok oluş, binlerce yıl yaşadıkları topraklara ihanet.
Kahramanlardan biri olan Poyraz Musadır. Anadolu'nun