Kültürel hafızamızda yer eden bir Nasrettin Hoca fıkrasını bir de bilimsel bir mercek de inceleyelim: Hoca, gece vakti sokak lambasının altında telaşla bir şeyler aramaktadır. Komşusu yaklaşıp ne aradığını sorduğunda “anahtarımı“ yanıtını alır. Ancak anahtarı nerede düşürdüğü sorulduğunda Hoca’nın verdiği cevap, insan düşüncesine dair daha derin bir soruya işaret eder: “evin önünde düşürdüm ama orası karanlık o yüzden aydınlık olan yerde arıyorum!“
Kadim felsefelerden günümüze ulaşan Kör Adamlar ve Fil Öyküsü, algı ve gerçeklik üzerine çarpıcı bir düşünce deneyi sunar. Karanlık bir ortamda hayatlarında ilk kez bir fille karşılaşan birkaç kişi hayal edelim. Biri filin bacağına dokunup onun bir ağaç gövdesi olduğunu iddia ederken diğeri hortumunu kavrayıp dev bir yılan bulduğunu sanır. Bir başkası ise kulağına dokunarak onun bir yelpaze olduğunu düşünür. Kendi deneyim ve gözlemlerine göre her biri haklıdır ancak filin gerçek doğasını kavramaktan tamamen uzaktırlar. Parçalara odaklanırken bütünü gözden kaçırmışlardır. 
Sabah uyanıp akıllı telefonunuzun ekranına dokunduğunuz o sıradan anı düşünün. Siz sosyal medyadaki akışı kaydırırken dünyanın bambaşka bir köşesinde bir orman yangını tetikleniyor, komşu bir kıtada ekonomik dengeler değişiyor veya okyanusun derinliklerindeki bir canlı türü yok olmanın eşiğine yaklaşıyor olabilir.
İlk bakışta aralarında hiçbir ilişki yokmuş gibi görünen bu olaylar aslında muazzam büyüklükteki küresel bir sistemin parçalarıdır ve birbiriyle sıkı şekilde ilişkilidir. Peki, olayları tek tek incelemek yerine bu karmaşık ilişkiler anı biri bütün olarak nasıl değerlendirebiliriz?
Bilim dünyasının bu soruya verdiği son derece etkili bir yanıt var: Sistem düşüncesi.
Metin kutusunun arkasında ne etkileyici bir zeka var ne de karmaşık bir illüzyon. Bu sistemler, büyük veri setlerindeki istatistiksel örüntüleri milyarlarca parametreye yansıtılması sayesinde çalışıyor.