Sosyo-politik hareketler şaşmaz biçimde dinin altındaki zemini kaydırmaya çalışırlar. Zira, bireyi Devlet’in bir fonksiyonu haline dünüştürmek için, Devlete bağımlılık dışındaki tüm bağımlılıkları onun elinden alınmak zorundadır.. .
Devlet, kendisinden her şeyin beklendiği sözde canlı bir kişiliğe dönüştürülmüştür. Aslında, onu manipüle eden kişilerin kullandığı bir kamuflajdır. Böylece anayasal Devlet ilkel bir toplum tarzına, yani herkesin bir başkanın veya oligarşinin despot yönetimine boyun eğmek zorunda olduğu ilkel kabile komünizmine dönüşür.
Bilim bize, somut birey yerine, örgüt isimleri ve en tepede, politik gerçeğin prensibi olarak soyut Devlet fikrini sunmaktadır. Bu durumda bireyin ahlaki sorumluluğu kaçınılmaz olarak yerini Devlet politikasına bırakır. Bireyin ahlaki ve zihinsel farklılaşması yerine kamu, refahı ve yaşam standardının yükseltilmesi geçer. Bireysel yaşamın ki gerçek olan tek yaşam budur amacı ve anlamı artık kendi kişisel gelişmesine değil, Devlet politikasının insafına bırakılmış olur. Devlet politikası bireye dışardan empoze edilen bir güçtür ve nihai olarak tüm yaşamı kendine doğru çeken soyut bir düşüncenin tatbik edilmesiyle meydana gelir. Birey kendi hayatını nasıl yaşayacağı hakkında kendi ahlaki kararlarını verme olanağından giderek daha fazla yoksun kalır