Hayat böyleydi. İnsanlar ayrı ayrı yollara dağılırlardı. Kiminin tuttuğu yol insanı bu Cevdet gibi, muvaffakiyete götürür. Kimininkini de benim vardığım şahikaya(doruk) çıkarırdı. Bu bir talih, tesadüf meselesiydi.
“Ne zaman çoluk çocuğumla sıcak bir odada güzel bir sofra başında yemek yesem onun soğuk mutfaklarda ayak üstü soğan ekmek yediğini göreceğim. Lokmalar boğazıma dizilecek.”
..Zaten İstanbul’da toprak olmuş bir iki sevdiğinin hatırasından başka ne bırakıyordu ki? Yalnız bir insan için yer değiştirmenin büyük bir ehemmiyeti olamazdı.