Fırat Selçuk Ceyhan

Fırat Selçuk Ceyhan
@EUDAIMON
Her insan budalalığını, zafiyetini ve kusurunu şunu aklımızdan çıkarmayarak hoşgörüyle değerlendirmeliyiz: Önümüzde bulduğumuz kendi budalalıklarımızdan, zaaflarımızdan ve kusurlarımızdan başkası değildir; çünkü bunlar bizim de mensup olduğumuz insanlığın zaaflarıdır. Dolayısıyla biz kendimizde insanlığın bütün kusurlarını ve zaaflarını taşıyoruz ve bundan ötürü eğer şimdi kızıp öfkeleniyorsak bunun tek sebebi bu belirli anda bunların bizde görünmemesidir. Dolayısıyla şimdi onlar su yüzünde değildir, içimizde derinlerde uyuklamaktadırlar, ama ilk fırsatta başlarını kaldırıp kendilerini göstereceklerdir, nasıl ki biz şimdi onları başkalarında görüyorsak... Her ne kadar bir zaaf ya da kusur birinde, bir diğeri başkasında belirgin ise ve bütün bu kötü niteliklerin toplamı hiç kuşkusuz bir insanda bir diğerinden çok daha büyükse de. Çünkü kişilerde ki farklılık sayılmayacak kadar büyüktür.
Say
... bir hapishanenin kötülüklerinden birisi aynı zamanda bizim orada karşılaştığımız toplumdur. Bunun nasıl bir şey olduğu, benim kendisini uzun uzadıya anlatmama lüzum kalmaksızın, daha iyi bir topluma layık olan herhangi biri tarafından kolayca anlaşılacaktır. Eğer o, iyi bir ruha, soylu bir yaradılışa sahipse, yahut seçkin bir kimseyse bu dünyada kendisini zaman zaman suçluların hapishanesine kapatılmış, adi suçlularla birlikte kadırgaların mutfağında çalışmaya mahkum edilmiş bir mahkum gibi hissedebilir; ve bu yüzden böyle kimseler de onun gibi kendilerini tecrit etmeye çalışacaklardır.
Say
Gençliğimizin başlarında hayatımızın geleceğini düşünürken perde açılmazdan evvel bir tiyatronun önünde oturan ve büyük bir mutluluk, heyecan ve istekle başlayacak oyunu bekleyen çocuklara benzeriz. Perde açıldığında olacakları bilmemek bir bahtiyarlıktır. Eğer olacak olanları önceden görebilseydik, o çocuklar bize zaman zaman masum mahpuslar gibi görünebilirdi - doğru, ölüme değil, ama hayata mahkum edilmiş ve hâlâ bu mahkumiyetlerinin ne anlama geldiğinin farkında olmayan mahkumlar. Böyleyken yine de her insan ihtiyarlık yaşlarına ulaşmayı ister, yani bir hayat durumuna ki, "Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve hepsinin en kötüsü gelip çatıncaya kadar böyle devam edecek"den başka söylenecek söz yoktur hakkında.
Say
Bir tatmini, bir arzunun doyuma ulaşmasını umut edip beklemek suretiyle bir insanın peşinen yaşadığı haz ondan elde edilecek gerçek haz ve mutluluğu alıp götürür. Çünkü biz bir şeyi ne kadar bekleyip dört gözle onun yolunu gözlersek gelip çattığında ondan elde edeceğimiz tatmin de o kadar azalır. Buna karşılık hayvan böyle bir peşin zevkten yoksundur, ama ( o anın) gerçek zevk(in)in (düşürülecek) darası da yoktur, dolayısıyla gerçek ve o an mevcut şeyin, bizzat bölünmemiş ve azalmamış şeyin tadını doyasıya çıkarır. Benzer şekilde kötü şeyler de hayvanın üzerine sadece kendi gerçek ağırlıklarıyla çullanırlar, halbuki bizim üzerimize çoğu kez korku ve öngörünün (kötülüğün korkusu) on katına varan büyütmesiyle gelirler.
Say
Hayvanlar bizimle karşılaştırıldıklarında bir yönden, yani içinde bulundukları anın tasasız kaygısız tadını çıkarmaları bakımından gerçekten akıllı görünürler. Hayvan mevcut anın (algılarının ve dürtülerinin) somut halidir; bu şekilde hepsinin ortak huzuru olan kafa dinginliği çokluk huzursuz, tatminsiz, hoşnutsuz halimizle bizi utandırır, ki bu durum düşünce ve kaygılardan ileri gelir.
Say