Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Uzun zaman önce tüm benliğimi, kelimelere duyduğum kör bir tutkuya adadım. Edebiyat benim kum havuzum. İçinde oyunlar oynuyor,kaleler duvarlar inşa ediyor, şahane zaman geçiriyorum. Beni asıl zorlayan oyun bahçesinin dışındaki dünya. Bu görünen dünyaya uysal ama geleneksel sayılmayacak şekilde uyum sağladım ki fazla sıkıntı çekmeden kitaplardan oluşan dünyama geri çekilebileyim. Aynı metafordan devam edersek, eğer edebiyat benim kum havuzumsa, gerçek dünya da kum saatim-içimi gıdım gıdım tüketen bir kum saati. Edebiyat bana hayat veriyor, hayat beni ödürüyor.Eh hayat herkesi öldürüyor."
Güvenlik içinde bulunma isteğiyle dolu olan insanoğlu, kendi öz bağımlılığına bayılır — hele bu bağımlılık, görece olarak daha rahat
bir maddesel yaşamı ve beyin yıkamayı “eğitim” ve boyun eğmeyi ise “özgürlük” diye nitelendiren ideolojilerle daha kolay hale getirmişse.
Hastalık olarak kabul edilenle normallik olarak kabul edilen arasındaki fark, şu örnekte çok açık olarak ortaya çıkmaktadır: Eğer bir kişi, kentlerimizi hava kirliliğinden kurtarmak için fabrikaların, uçakların, otomobillerin vd. ortadan kaldırılmasının gerekli olduğunu açıklarsa, bu kişinin deli olduğundan hiç kimse kuşku duymayacaktır. Ama yaşamımızı, özgürlüğümüzü, kültürümüzü ve kendimizi korumakla yükümlü saydığımız diğer ulusların bu varlıklarım korumak için son çare olarak termonükleer savaşa başvurmak konusunda bir görüş birliği varsa, bu görüş son derece sağlıklı sayılır. Buradaki fark, uygulanan düşünme biçiminden değil, yalnızca ilk fikrin paylaşılmamasından, dolayısıyla anormal sayılmasından;
ikinci fikrinse, milyonlarca insan ve güçlü hükümetler tarafından paylaşılmasından, dolayısıyla normal görülmesinden kaynaklanmaktadır.