Büyük krizler anında beynimiz bir tür hayatta kalma moduna geçer. O an yıkılmaya lüksümüz yoktur, güçlü olmak zorundayızdır. Duyguları yaşamak yerine onları arka plana süpürür, depolarız. Ancak o depoların da bir kapasitesi var. Küçücük bir tetikleyici geldiğinde, o birikmiş duyguların tamamı dışarı fırlar.
Bu durum aslında tam bi "Cam Paradoksu"dur. Cam, yüksek basınca ve ağırlığa karşı inanılmaz dirençlidir, tonlarca yükü taşıyabilir. Ama esneyemez. Esneyemediği için de, o devasa yük kalktıktan sonra köşesine vurulan minicik bi çekiç darbesiyle tuzla buz olur. Bazen tam da öyle. Büyük yükleri taşırız ama esneyemediğimiz o savunmasız yerden, ufacık bi temasla kırılıveririz.
Neticede insanı insan yapan şey, mükemmel zırhlar giymesi değil o zırhı çıkardığında ne kadar çıplak ve kırılabilir olduğunu kabul etme cesareti. Bazen bırakmak lazım, mekanizma biraz hata versin ve bırak o bardak taşsın.
Sağlıklı narsizm diye bi şey var ..