Gün ışığı

Gün ışığı
Hepimiz aynı hayatı yaşıyoruz.. Ama herkes kendi üslûbunca...! I’m listening, but I don’t care....!
((Spoiler uyarısı!!))
Puan vermedi·517 syf.··
2026 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 16:59
Kitabı bitirdiğimde göğsüme oturan  ağırlıgı anlatamam, bunu sadece o pasifigin derinliğini hissedenler anlar... ​Martin’in yaşadığı kaba, sefil dünyadan sıyrılıp sadece bir aşk uğruna, tırnaklarıyla kazıyarak tırmandığı zirveye tutunamamasını çok iyi anlıyorum. O ışıltılı dünyaya girebilmek, açlıktan ve sefaletten kurtulabilmek için verdiği insanüstü mücadeleyi, sonra gözünde büyüttüğü, adeta kutsadığı o insanların aslında koca birer hiç  olduğunu gördüğünde yaşadığı devasa hayal kırıklığını ve düştüğü zifiri boşluğu da içimde hissediyorum. Bir zamanlar delicesine sevdiği kadını,  reddetmesini de çok iyi anlıyorum.. Geç kalan hiçbir şeyin  kıymeti olmuyor çünkü.. Hatta onu o kadar iyi, o kadar içten anlıyorum ki, kendini bıraktığı o derin, karanlık suların, yaşamın sunduğu sahte ve içi boş parlaklıktan daha cazip gelmesini bile haklı buluyorum. Ama yine de  Ah Martin ah demekten kendimi alamıyorum. Benim için hikayenin koptuğu yer, İnsan açlıktan ölmek üzereyken uzatılmayan o bir dilim ekmeğin, zengin olduktan sonra önüne serilen ziyafet sofralarıyla telafi edilemeyeceğini anladığı o an. Çünkü  bir kez o soğuk açlığı tatmış, o amansız yalnızlıkla sınanmış, sonradan gelen hiçbir tokluk, hiçbir alkış ve hiçbir sevgi o ilk kırılmayı tamir etmeye yetmez. Geç kalan dünya, Martin'e hak ettiği değeri değil, sadece kendi suçluluk duygusunu bastıracak sahte bir ihtişam sundu. Ve Martin, haklı olarak, bu geç kalmış dünyayı elinin tersiyle itti. Jack London, kalemini ve üslubunu her zaman çok severek okuduğum bi yazar. Fakat bu romanda beni en çok sarsan, yazarın kendi yaşanmışlıklarının satır aralarından sızıp romana sinen gerçeklik duygusu oldu. Sayfalar boyunca Martin’le yan yana yürüdüğüm o yolu çok sevdim. Onunla gurur duydum, onunla aç kaldım, onunla yazdım. Yol
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
Reklam
SPOİLER UYARISI!!
Puan vermedi·592 syf.··
2026 12. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 17:24
Fransız edebiyatıyla aram oldukca iyidir aslında  ama  bu romanla aramıza mesafe koyabilirim.   19. yüzyıl Fransız romanlarındaki o uzun psikolojik çözümlemeler, toplumsal statü mücadeleleri ve karakterlerin bitmek bilmeyen iç hesaplaşmaları bilindik hikaye ve  kuşkusuz Stendhal' da güçlü bir gözlemci ve yetenekli bir yazar. İnsan ruhunun karmaşıklığını, dönemin toplumsal yapısını ve sınıf çatışmalarını başarılı bir şekilde aktarmıs ama yazarın yaşadığı dönemin siyasi ve sosyal atmosferi romana o kadar yoğun bir şekilde sinmiş ki, bu durum cok yorucuydu. Edebi değerini inkar etmek mümkün değil ama her değerli eser aynı zamanda keyifli olacak  ya da sevilecek anlamına gelmiyor. Yüzlerce sayfa boyunca Julien'in kibri, kararsızlığı ve çelişkileri beni fazlasıyla rahatsız etti. Bir an tutkularının peşinden giden, bir an toplumun onayını arayan, bir an sevdiğini söyleyip bir sonraki anda her şeyi bir hesap meselesine dönüştüren bu karakterle bağ kurmakta zorlandım. Onun iç çatışmalarını derinlik olarak görmekten çok, aynı döngülerin tekrar tekrar yaşanması beni cok sıktı. Başarısızlıklarının önemli bir kısmı toplumdan değil, kendi gururundan ve bitmek bilmeyen hırslarından kaynaklıydı. Mathilde ve Madame de Renal' de  benim için ayrı birer iticilik unsuruydu. Bu yüzden romandaki ilişkiler duygusal bir yakınlık yaratmak yerine çoğu zaman yorucu bir güç mücadelesi gibi hissettirdi. Madame de Rênal ile yaşadığı yasak aşk çok yapaydı başlarda, gerçi sonunu getiren de bu aşk oldu. Mademoiselle de La Mole ise bambaşka bir uçtaydı, sevgiyle değil, tutkuyla ve gururla hareket eden bir karakterdi. Julien'e duyduğu ilgi bile çoğu zaman onun kişiliğinden çok, onu diğer erkeklerden farklı ve ulaşılması zor bulmasından kaynaklanıyormuş gibi hissettirdi. İkisi arasındaki ilişki de samimi
1000Kitap
Kırmızı ve SiyahStendhal · İletişim Yayınları · 201812,6bin okunma
Kitabın özellikle Tanrı, aşk ve insan ruhu üzerine kurduğu asi ve huzursuz eden dili beni fazlasıyla rahatsız etti. Edebi anlamda güçlü cümleleri olsa da bir noktadan sonra o estetik yoğunluk benim gözümde değerini kaybetmeye başladı. Çünkü bir metin ne kadar güçlü yazılmış olursa olsun, insanın ruhunda sürekli bir sıkışmışlık ve huzursuzluk bırakıyorsa onunla bağ kurmak zorlaşıyor. Kitabın atmosferi de çok bogucuydu, İçinde uzun süre kalabileceğim, dönüp yeniden hissetmek isteyeceğim bir dünya olmaktan uzak..Sayfalar ilerledikçe merak değil, yalnızca zihinsel bir yorgunluk oluşmaya başladı. Ve dört yüz sayfa daha  sırf klasik olduğu için kendimi zorlayarak okumaya devam etmek istemedim.. Bence bazen bir kitabı yarım bırakmak, onu anlayamamaktan değil insanın kendi ruhunu korumayı tercih etmesinden kaynaklanıyor. Her eser, herkes için doğru zamanda ya da doğru ruh halinde karşılık bulmuyor. Benim için Lélia da tam olarak böyle bir deneyim oldu...
LeliaGeorge Sand · Milli Eğitim Bakanlığı · 199230 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 17. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 17:38
Yalnızız’ı yıllar önce okuduğumda, Samim’in düşünce gücüne, derinliğine, insan çözümleme biçimine hayran olmustum..Çok ihtişamlı bi adam gibi gelmişti bana, yalnızlığın içinden yükselen bir bilge gibiydi. Bu kez daha farklı hissediyorum ama Eskiden hayranlık duyduğum çözümlermeler,  bugün bana biraz fazla yargı gibi geldi,  bilgelik sandığım şeylerde, şimdi bir miktar kibir, duygudan kaçan bi akıl sığınağı ve insan ruhunun karmaşıklığını fazla denetleme arzusu gördüm. Meral’e bile farklı bir yerden bakıyorum şimdi. Eskiden yalnızca savrulan,  tutarsız biri gibiydi, Samim' in yanında fazla dağınık bulmuştum onu.Yine de öyle bi son haketmemisti ama...Şimdi o'nda zamanın, toplumun, özgürlük arayışının ve kendi içindeki çatışmaların izlerini daha net gördüm. O karmaşanın arkasındaki insanı hissettim... Tabi ki bu kitap bu kadar yüzeysel bi incelemeyi hak etmiyor ama Peyami Safa' nın edebi kişiliği ve eserleri ile ilgili söylenebilecek her şey   makalelerin dipnotlarına kadar ve edebiyatçılar arasındaki ebedi “Peyami Safa kavgası”na  bile yazılmış durumda. Benim amacım kitabın üzerimde bıraktığı tesiri yoklamaktı yeniden ve  belki de yepyeni bi keşifti.. Amacıma ulaştım. Tüm o entelektüel sarsıntılara karakterlerin içimde bıraktığı hafif çiziklere rağmen, hatta belki tam da onlar yüzünden İyi ki tekrar okumuşum.. Mesela, Biri sessizce  gelir, içini yoklar, bir şey söylemeden gider. Ama sen arkasından kapıyı kapatırken fark edersin ki Artık aynı kişi değilsindir....
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,2bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 11. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 23:58
Dostoyevski’nin Mektuplar'ına heyecanla  başlamıştım. Romanlarındaki o derin karakterlerle, ruhumu  altüst eden hikayelerle,  edebi bi ihtişam bekliyordum. Oysa mektuplarda romanlarındaki derinlik ve ihtişamı bulamadım. Onlar daha çok bir insanın çaresizlikleri, korkuları, parasızlık telaşları ve kaygılarıyla doluydu. Dostoyevski benim için bi düşünür, edebiyatın doruklarında gezen bir dehaydı, ama mektuplarda gördüğüm kişi, sık sık dibe vurmuş, endişeli, sinirli ve hayal kırıklıkları içinde bir insandı. Özellikle de onun maddi sıkıntıları ve sürekli borç telaşı, çok  kırılgan biri olusu şaşırttı beni Roman karakterleri kadar güçlü ve karizmatik değil, aksine çoğu zaman çaresiz ve savunmasızdı. Mektuplarında arada felsefi ve edebi düşünceleri de vardı ama bunlar da çoğu zaman günlük hayatın sorunlarıyla boğulmuş yazılardı.. Okurken bir yandan  dehasına hayran kalıp, bir yandan da bir insan olarak ne kadar kırılgan olduğunu görmek beni  üzdü. Hani romanlarındaki karakterler kadar canlı, güçlü ve karmaşık olmasını bekliyordum ama mektuplarda, çoğunlukla yorgun, endişeli ve bazen kibirli bir Dostoyevski vardı karşımda. Sonuçta, mektuplar bana şunu gösterdi Dostoyevski’nin karakteri ve kişiliği, eserleri kadar görkemli değil. İnsan ruhunun derinliklerini o kadar iyi anlatabiliyor ki, ama kendisi çoğu zaman aynı derinliklerde kaybolmuş bir adam. Onun mektuplarını okuduktan sonra hayal kırıklığına uğradım evet  ama bir yandan da onu daha gerçek ve insani bir şekilde tanıdım. Belki de sorun bende Hayal ile gerçeği karıştırdım. Oysa, Gerçek, kusurlarında saklı olan bir tür güzellik belki de Sessiz kırılgan ama insanca.
MektuplarFyodor Dostoyevski · Hece Yayınları · 2013553 okunma
Reklam