Üçüncü kuralım, her zaman yazgıdan çok kendimi yenmeye, dünyanın düzenini değiştirmekten çok arzularımı değiştirmeye çalışmak ve genellikle düşüncemizin dışında herhangi bir şeye tümüyle egemen olamayacağımıza göre, dışımızdaki şeylerle ilgili olarak elimizden geleni yaptıktan sonra bizi başarmaktan alıkoyan her şeyin bizim açımızdan mutlak olarak olanaksız olduğuna inanmaya alışmaktır.
Kartezyen Ben’in, yani “Düşünüyorum, öyleyse varım,” diyen Ben’in, gerçekten de bir yanılsama olduğunu düşünelim. Böyle bir yanılsama nasıl doğabilir? (Kime ya da neye göre bir yanılsama, diye de sorulabilir.) Ben olmak, öz bilince sahip olmak demektir, düşünümsel farkındalığın gücünü yaşamak demektir. O yüzden, belki de Ben, düşünme eyleminin kendisinde varlık bulmuştur. Başka bir deyişle, belki de Ben, kendi kendisini yaratandır!
Nihayetinde ne olduğumdan emin olmasam da, bildiğim bir tek şey var: Ben varım. Bu önerme, rastlantısal bir hakikat olabilir, ama a priori bir hakikattir de. Kendi kendimle çelişmeksizin bunu reddedemem. (Şakacıktan reddedebilirim; ama bu sadece ekonomik ya da sosyal olarak ihmal edilebilir olduğumu söylemek anlamına gelecektir, metafiziksel olarak sıfır olduğumu değil.) Dünya hakkındaki şüphelerim aşırı noktalara varsa bile, varoluş gerçeğim bir kesinlik meşalesidir.