Gerçeği söylemek zorunluluğu, onun yararı temeline dayanıyorsa, bu yarar hakkında nasıl karar verebilirim? Çoğu kez, birinin çıkarı ötekinin zararını gerektirir; kişisel çıkar da, hemen her zaman genelin çıkarına aykırıdır. Böyle bir durumda nasıl davranmalı? İlişkimiz olan kişinin çıkarına, ilişkimiz olmayanların çıkarını feda mı etmeli? Birine yaradığı halde ötekine zarar veren gerçeği söylemeli mi, söylememeli mi? Diyeceklerimizi yalnızca kamu çıkarına göre mi ölçmeli, yoksa herkesi kapsaması gereken adalet adına mı? Konunun içyüzünü, bildiklerimi yalnızca adalet kurallarına göre kullanacak denli biliyor muyum? Dahası var; başkalarına borçlu olduklarımızı incelerken, kendimize borçlu bulunduklarımızı, yalnızca gerçeğe borçlu bulunduklarımızı gereğince düşündüm mü? Birini aldatırken zarara düşürmezsem, bu, kendime zarar vermiyorum demek midir? Kusursuz olmak için haksızlık etmemek yeter mi?
Okurken bana hep saatler süren doğa yürüyüşlerimi anımsattı. Eğer hiç doğa yürüyüşü yapmamışsanız bu kitabın neden bahsettiğini anlayamazsınız. Gündelik hayatın o anlamsız kargaşasından uzaklaşıp çok da konforu olmayan, sizi niye geldim ben buraya diye pişman ederken huzuru bulmanıza yardım edecek, doğanın o sıcak renklerinde kaybolurken kendinizi bulmanızı sağlayacak Hiking veya Trekkingler yapmak gibiydi benim için bu kitabı okumak. Yürümek hayatının bir parçası olmuş düşünürlerin, yazarların hayatlarını anlatmış, onların şiirleriyle renk katmış Frederic Gros. Kaynakçası en çok hoşuma giden yanı oldu.