Annelerin bilinçdışında sakladıkları, hayatlarında bir etkisi olmadığını, travmasının çoktan geçmiş gitmiş, tedavi edilmiş olduğuna kesinkes inandıkları ve unuttuklarını sandıkları şeyler bir şekilde kızlarına devroluyor.
Çevresindeki insanlara tebaasıymış gibi üstten ama gayet nazik davranırdı. İlginç olan insanların anneannemin bu tavrını hemen kabullenmeleriydi. Bu kibir, bu kendini beğenmişlik nereden geliyor diye merak etmezlerdi.
Eyşan. Yine Eyşan. YİNE EYŞAN - YİNE EYŞAN. ( Ayfer Tunç’un romanındaki bu sözler Ezel dizisinde Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı ikonik sahnedeki sözlere benziyor. Sahne şöyle devam ediyor. Yüz kere Eyşan Bin Kere Eyşan.) Edebiyat, sinema ya da diziler belleğimizde nasıl da birbirini tamamlıyor, birbirini hatırlatıyor.
Öyle durdum biraz. Orta Asya’da kutsal sayılan bitkiler ve hayvanlara dair bir şeyler okudum. Bir ağacı kesmeden evvel ondan özür dileyen insanlara dair konuşmak istemiyorum, çok duygusal olduğum düşünülüyor sonra.