Bilge Güven Kızılay’ın okuduğum ikinci kitabı olan "Kırk Yama" hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Yazarın ilk okuduğum kitabı "Emanet" köy enstitülerinden farklı sebeplerle kopan ama kaderin ördüğü bağlarla yeniden bir araya gelen dede–torun sevgisini sıcacık bir şekilde işlemişti ve bende oldukça güzel bir etki bırakmıştı.
Ancak "Kırk Yama" için aynı duyguları paylaştığımı söyleyemeyeceğim. Bir dönem kitabı yazma çabası hissediliyor; fakat bana göre bu çaba, derinlikten uzak ve oldukça yüzeysel kalmış. Anlatım yer yer basit ve sıradan bir seviyede ilerliyor.
Kitapta geçen bazı diyaloglar da bu hissi destekler nitelikteydi:
“İlla bir şey alacaksanız, çula çaputa bir şey yatırmayın; şu ansiklopedilerden alın çocuklara.”
“Ha şu Meydan Larousse mi?”
“He, onu diyorum.”
“Bir tane daha var, neydi o?”
Elif
-"Britannica, baba".
"Çok pahalı ama taksit taksit ödüyorlar.”...
Bu tarz bölümler, sanki Türkiye’de o dönemi hiç yaşamamış birine anlatıyormuş gibi fazla açıklayıcı ve yer yer yorucu bir hâl almış. Ayrıntı verme çabası, okuma akıcılığını zaman zaman sekteye uğratıyor.
Bununla birlikte kitabın en beğendiğim kısmı, sonuna eklenen dizeler oldu. O bölümlerde yazarın kaleminin daha güçlü ve etkileyici olduğunu hissettim.
Sonuç olarak Kırk Yama, bende büyük bir beklenti oluşturmasına rağmen aynı ölçüde bir etki bırakmadı. Kalemine sağlık