Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam ,bir boşluk duygusu içinde.Sanki içimde derin bir hiçlik duygusu var.
İnsan soyu zayıf, kırılgan, ölümlü, her tür hastalığa, kazaya, acıya açık ama kendini avutarak yaşıyor, bunları unutuyor. İşte anahtar kelime bu; hayatın özü büyük sırrı; olmazsa olmazı; unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez.
İnsanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeşitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, gövdeden akan kanın, can denilen şeyi çekip almasını, dolayısıyla o kişinin ölmüş olmasını bir türlü kavrayamadığımızı düşünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlayamıyor. Can denen şey, her türlü yaralanmaya, berelenmeye açık hâldeki insan bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını kaçıracak kadar sarsılıyorlar.”Tanrım,daha bir iki saat önce nasıl da canlıydı,nasıl da kahkahalar atıyordu,şimdi nasıl yok olabilir?”diye tekrarlayıp duruyorlar.İnsanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu.Hayatımıza,varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor.Sahiden her şey saçma mı,hayatın hiçbir anlamı yok mu?Bence öyle!Yok,hiçbir şey yok.İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz.Çünkü hiçlik zor geliyor.
Dünya değişiyor dostlarım.Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz.Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz.Bizim için değil ama,çocuklar,sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük.Sizin için kötü olacak.Benden söylemesi.