Ölmenin ya da yaşamanın, bir insanın mutluluğunu ya da üzüntüsünü belirleyen kilit nokta olmadığını anlamaya başladım. Ölüler tamamlanmış bir hâlde ve yaşayanlarsa ellerini birleştirmiş, yelken açmak üzere geminin güvertesinde duruyor. Gemi iskeleden ayrılıyor.
Ama beni yanlış anlama. Ölümün iyi bir şey olduğunu düşünüyorum desem bile asla insanların hayatını hafife alıyor veya değersizleştiriyor değilim. Yine öyle duygusallığa, rehavete kapılarak "ölümü metheden" biri de değilim. Bizler, ölümden bir kağıt parçası kadar uzağız, bu yüzden de bizim için ölüm sürpriz olmaktan çıktı artık.
Böcekler ve küçük kuşlar, hayatta oldukları ve hareket ettikleri sürece mükemmeldirler; ancak öldükleri anda sadece birer ceset olurlar. Ne tamamlanır ne de eksilirler, sadece hiçliğe dönerler. İnsanlar içinse durum tam tersidir. Bu noktada, insanın öldükten sonra en insani hâline dönüştüğü paradoksu da geçerli oluyor herhalde.