Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek da ayıp değil bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte yani yürekte. Diyerek Türk halk hikayesi olan Tahir ile Zühre’ yi tertemiz açıklamış Nazim Hikmet.
Nazım Hikmet’in bu güzel şiirin bilmeyen yoktur ama merak edip de Tahir kimdir Zühre kimdir diye araştıran var mıdır? Pek sanmıyorum. Nice güzel halk hikayelerimiz var bizim batının klasikleriyle yarıştırmayız bile onların derinliğini ama kaçımız Tahir ile Zühre hikayesini okudu?
Ne yazık ki çok azımız sevgili okur. Çok azımız bu güzel hikayeyi okuyabilme şansına erişti. Bu yüzden bu halk hikayemizin tanıtım yazısını yazmayı bir Türk vatandaşı olarak kendime bir borç bilirim.
Münire Daniş, Tahir ile Zühre hikayesinin ön sözünde; Bu kitap, insanımızın, kültürümüze uzak kalışına, kültür altyapımızın kısırlaşmasına verilen tepkilere bir ilavedir.
Bu niyetle günümüz gençlerine hitap olmak üzere hazırlanan hikayedir. Umarım gençler, bir kutsiyet şuuruyla aşkı hayattan hikayeye , hikayeden yine hayata yayan atalarının hassasiyetini sürdüreceklerdir. Diyerek atalarımızın yaşadığı aşkla şimdiki zamandaki aşk arasındaki belirgin farkı bize göstermek istemiş ve bu kitapla aşk kutsiyetinin büyüklüğünü bize bildirmiştir.
Ateşe yazgılı pervaneler ismiyle nitelendirdiği kitabın her bir cümlesinin altını çizmek isteyeceksiniz. Öyle içten ve öylesine yanık bir kalpten çıkan cümleler ki bunlar insanı düşündürüp, duygulandırıyor. Acaba böylesi sevilmek nasıl olur diye düşünmeden edemiyor insan.
Kitaptan bir kaç alıntı yapmadan bu güzel kitabın tanıtımını yapmak büyük bir eksiklik olur. Tahir, Zühre’sinden ayrı düşer ve şu gamlı sözleri söyler: “Ey felek, ayrılık hançeriyle yaraladığın kalbi nasıl tarif edeyim? Dilim kuru dudaklarım yanmakta. Sürgüne reva görülen cana