MUSTAFA UYSAL’IN HİKÂYELERİ
AHMET URFALI yazdı. ---------------
‘’Bütün bu imkânları atlayıp, yaptığım en güzel iş, elma kokulu evleri, buharı üstünde toprakları zikretmek.’’ *
Mustafa Uysal; sevgi ve merhametle donanmış bir yüreğin duyuşlarını, duru Türkçesiyle deyiş hâline getiriyor. O deyişler; bazen bir şiir olup maverai sezişleri sözün doruklarında ak bulutlarla yoldaş oluyor, bazen de bir dervişin diz kırıp boyun bükerek fısıldadığı deruni hikmetlerin sırrını ifşa ediyor.
Onun hikâyeleri, düşündürücü ve çarpıcı bir ifadeye sahip olup okuyucuyu daha fazla hayâl kurmaya ve daha fazla düşünmeye sevk etmekte, gizli hazinelerin kapılarını aralamaktadır. Hoşgörü, yardımlaşma, barış, kardeşlik, dostluk… her ne varsa iyilik, güzellik ve doğruluktan yana hepsi bir arada yalın söyleyişlerle yerli yerine konuyor. Uysal’ın hikâyelerinde; unutmaya başladığımız irfani düşüncenin davranış biçiminde kendini gösterdiği olayları, yorumlama, anlamlandırma ve yazıya dökme başarısını görmek mümkündür.
‘’Üslûbu beyan ayniyle insandır.’’ derler. Uysal’ın; hoşgörülü, sevecen kişiliğini üslûbuna da yansımştır.. Ötekileştirmeyen, suçlamayan, kucaklayıcı bir üslûp… Onun yer, zaman, olay, kişilerle dil ve anlatımında, serim, düğüm ve çözüm bölümlerini kullanışında farklı bir hikâyeciliğin müjdesi haberi bulunmaktadır. Türk hikâyeciliğine yeni bir anlayış, yeni bir soluk, yeni bir şiirsellik getirilmektedir.
Yazar, kendisiyle yaptığımız bir sohbette yazmaya başlamasını ve konularını şu sözlerle belirtiyordu: ‘’ Kısa hikâyeler insanların ilgisi ve günlük ferahlığı için güzel olabilirdi. Böylece başladım. İnsanların yaşadıkları ve her gün geçtikleri yerlerden yazdım. Hikâyeler onların bildikleri yerleri ve insanları anlatıyordu. Üslup ve biçim ilgisini çekti