Efsaneye göre İskender-i Zülkarneyn ordusuyla birlikte bir memlekete uğramış. Orada kendisine ileride bir deniz olduğu, o deniz geçince 3 ay karanlıklar ülkesinin başladığı ve bu ülkede ab-ı hayat olduğu söylenmiş. İskender, veziri Hızır’ı da yanına alarak denizi geçmiş ve zulumât(karanlıklar) ülkesine varmış. Bu arada İlyas da yanlarındaymış. İskender’de karanlıkları aydınlatan iki mücevher varmış. Birini Hızır ile İlyas’a vermiş. Hangisi suyu bulursa yekdiğerini haberdar etmek şartıyla ayrılmışlar. Hızır ile İlyas yorulunca bir pınar kenarına oturup karınlarını doyurmak istemişler. Hızır yanında getirmiş olduğu pişmiş balıkları çıkarmış. Pınardan elini yıkarken bir damla su balığı damlamış. Balık o anda canlanıp suya karışmış. Hızır bilmiş ki ab-ıhayat budur, kana kana içmiş. İlyas’a da içirmiş. O sırada bunlara bir emri ilahi girmiş ki bundan İskender’e söz etmesinler.
Bir rivayete göre de İskender’e haber vermek için pınardan ayrılmışlar ama tekrar aynı pınarı bulamamışlar. Böylece Hızır ile İlyas ölümsüzsüzlüğe ermişler. Kıyamete dek Hızır denizde, İlyas da karada sıkıntıya düşenlere yardım ederler.Her senenin 6 Mayıs günü İskender seddi üzerinde buluşup Kabe’ye hacca giderek o yıl yapacakları işleri görüşürlermiş.
Etdik o kadar ref’i ta’ayyün ki Neşâtî
Âyine-i pür-tâb-ı mücellâda nihânız
(Neşatî, biz görünen varlığımızı (bedenimizi) öylesine yok etti ki, artık üzerinde toz ve pas bulunmayan parlak aynada bile görünmüyoruz (Şair, kendisinden maddeden eser kalmadığını, madde ile ilişkisini kestiğini böyle ifade etmiş).
Sayfa 104
Âl-i İmrân: Hz. Musa ve Hz.Harun peygamberlerin soyuna Âl-i İmrân dendiği gibi, Hz İsâ’nın soyuna da bu ad verilir. Çünkü hem Musa ve Harun peygamberler hem de Meryem’in babalarının adı İmrân’dır. Kur’ân-ı Kerîm’de bir sûre de bu adla bilinir.
İnsan alacası içinde bilinmez asla
Seni bir rabıtasız âdem olur faraza
Tek dururken başına takmalı püsküllü belâ
Neme lazım kocaya varma kızım taş başına
Sermet