‘Michel Serres, Sessizlik Ustası.’ Şöyle demiş Serres: “ Gürültüde yazar yazarsanız, gürültülü bir metin üretmiş olursunuz. Sessizlikte yazarsanız, neredeyse müziğe yakın bir metin üretme olasılığı vardır. İyi bir metin üretebilmek için, bir tür duyumsal perhize uymak gerekir. Kulak için sessizlik, onun günlük besinidir “
İhsan, Emin Bey’i tanıyana kadar ney’i sevmemiş, Türk musikisinin tek aleti olarak tamburu, onun getirdiği coşkunluk havasını tercih etmişti. Fakat bir gece Tanburi Cemil’in kız kardeşinin Kadıköy’deki evinde onu asıl kudretli tarafıyla dinledikten sonra, fikri değişmişti.” Tanpınar, Emin Dedeyi, “bir medeniyetin en yüksek cihaz olarak kendisini seçtiği insanlardandı “diye tanımlar.
Ama romanın adının işaret ettiği Fatih-Harbiye, ya da Doğu-Batı karşıtlığını ud ve keman temsil eder.(Ayraç içinde belirteyim: Peyami, Fatih-Harbiye‘ye 1935 yılında yazdığı bir makalede şöyle atıfta bulunmuştur: “Bir tramvay hattıyla iki kıtayı, iki metafiziği ve iki hayat anlatışını birbirine bağlamaya özendim.“) Neriman’ın, aralarında gidip geldiği iki kimlikten Doğulu Şinasi, ud; Batılı Macit ise keman çalmaktadır çünkü. Peyami Safa, romanın bir yerinde bu karşıtlığı açıkça belirtir, şöyledir: “Ud ve keman şekillerinin sembolize ettikleri iki ayrı kültür vardır.“