"Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim. Yol, bana uygun bir ruh önerebilirdi."
Bu cümleyle başlayan kitabı sevmemem mümkün değildi diyebilirim. Kitabı okurken yazarın iç dünyasının sürekli bir akışta olması, cümlelerin arasında hissettikleri biraz acıysa benim kuruntumdur deyip, öyle olmasını isteyişi lakin sürekli gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalması, Müzeyyen'i bir ceylan sever gibi sevmesi...
Kitapta Müzeyyen'den çok anlatanı merak ettim ve saatlerce sokak sokak yürüyüp muhabbet etmek istedim. Tabi pandemi yetişip hayali olarak bile yürümemize izin vermedi o ayrı.
Bir de en önemlisi Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'yla bir tık kendimle yüzleştim. O yüzden 21imde okuduğum bir kitaptan çok daha fazlası olarak kalacak diye tahmin ediyorum.
Bir süredir tadı damağımda kalan bir kitap okumamışım onu fark ettim.
Kitabı defalarca elime alıp geri bırakmıştım ve zamanı bugünlermiş demek ki.
Bütün güzel düşüncelerimin yanında kitapta küçük bir kız çocuğundan orospu diye bahsedilmesinden hoşlanmadım.
Okumayı düşünen varsa düşünmesin okusun kitaplarından bir kitap daha kendisiyle tanıştığıma çok memnunum