Ceylan Akdemir

Ceylan Akdemir
@Eftelya41
9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2020 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2020 18:39
Martin Eden’deki Evrim teorisi ve Nihilizm ( Spoiler içerir!!!) İki senelik deniz yolculuğundan dönen London’ın 33 yaşındayken kaleme aldığı Martin Eden’de kendi yaşamını yansıttı. Otobiyografi türündeki bu romanda denizci Martin’in burjuva sınıfından bir kıza (Ruth) aşık olmasıyla kendi sınıfının çalışmaktan başka bir hayat yaşayamadığının farkına varmış. Kendini geliştirmesi,Ruth ile evlenebilmesi ve daha çok okuyabilmesinin rahat bir işle mümkün olduğunu gördüğünde ise yazarlığın kendisi için uygun bir meslek olduğuna karar vermişti. Bunun için insanüstü bir çaba sarfetti. Zengin bir kıza âşık olup kendini geliştiren Eden, tıpkı London gibi yazdığı eserleri bastırmaya çalışırken defalarca reddedilip yalnız kalmıştı. Sonunda istediğini elde ettiğinde ise tıpkı London gibi ona da arzuladığı burjuva hayatı anlamsız gelecekti. Romanı okuyanlar Martin Eden’de sadece kendi sınıfından olmayan bir kıza aşık olan denizcinin azmini ve istediklerine kavuşmasıyla hüsrana uğrayan bir adam görebilir. Ancak roman bu kadarla sınırlı değil kesinlikle! Jack London’un hayatının sadece bir kısmının kurgulanarak anlatıldığı bu romanda yazarın hayatını etkileyen ünlü evrim filozoflarının ( Darwin, Spencer) ve Nietzsche’nin aforizmalarının düşüncelerinin temelini nasıl oluşturduğunu görürüz.Hatta Martin Eden’in romanın sonunda kendini denizin sularına bırakmasını evrim teorisindeki “ufak ve ılık bir su birikintisi hayal edebilirsek ve içerisinde her türlü amonyak, fosforik tuzlar, ışık, sıcaklık, elektrik ve diğer kimyasallar bulunsa, bir protein kimyasal olarak oluşabilir ve daha karmaşık değişikliklere doğru yol alabilir...” fikrini aklıma getirdi. Yani sudan gelip suya dönme.( biraz zorlama olabilir tamamen benim fikrim ) Bunun yanında Martin Eden’in hazin sonu Alman filozof
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Tutunamayanlar
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2020 6. kitabı
Oğuz Atay ve “Tutunamayanlar” romanı üzerine uzun zamandır bir şeyler yazmak istiyorum lakin her seferinde haddime mi deyip vazgeçiyorum. Bugün kendimde bu cesareti bulmuşken vakit kaybetmeden yazmak istiyorum. Hani Cemal Süreya TRT yayınının birinde demişti ya “1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar.” diye. Benim de Oğuz Atay’ı anladığım günden beri huzurum kalmadı. Neden anladığım günden beri diyorum ; çünkü ilk okumalarım hep yarım kalmıştı, ben onu anlayamamıştım ve ne yazık ki kendi de bu anlaşılamama durumundan pek muzdarip olmuş ki Bir Bilim Adamının Romanı’nda şöyle demişti: “Anlamıyorlar, nazlanıyorum sanıyorlar. Oysa hiçbir şey istemiyor içim...” Eserlerinin anlaşılamamasından yorulan yazar sanırım romandan da bir süre vazgeçmiş ve kendini insanlara anlatmak yerine kilitli bir deftere anlatmış; yani günlük tutmuş ve şunları yazmış: “Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız" Yazarın bu sözlerinden sonra anladım ki her kitabın bir okunma zamanı varmış. Bazı yazarları anlayabilmek belli bir olgunluk gerektiriyormuş. Hele ki okuduğumuz Oğuz Atay ise yazarı anlamak için varoluşçuluk felsefesindeki “kaygı” ve “umutsuzluk” meselelerini biraz bilmemiz gerekiyormuş. Bu felsefeye göre : İnsan, seçimleriyle kendi kendini kurmak, inşa etmek zorunda. Fakat bu seçim yapma meselesi çok alengirli bir mesele. Çünkü bu durum insana olduğu ve olabileceği her şeyin sorumluluğunu yüklediği anlamına geliyor. İşte varoluşçulukta kaygının doğduğu yer de burası; çünkü o seçimlerin doğru yapılması öylesine önemli ki. Üstelik bu sadece kendisini de
Edebiyat
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
Genç Werther’in Acıları
9/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2019 16. kitabı
Roman yayımlandığı dönemde birçok genci bunalıma sokup intihara sürüklese de bende bir terapi etkisi yarattığını söyleyebilirim. Hal böyle olunca romanın insan üzerinde bıraktığı etkinin yapıcı mı yoksa yıkıcı mı olduğuna karar vermek başlangıçta zor gibi görünüyor. Toronto Üniversitesi öğretim üyelerinden Psikiyatrist Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından yapılan ve Scientific American dergisinde makale olarak yayımlanan araştırmaya göre, Genç Werther’in Acıları adlı roman, insan beynini geliştiren ve terapi işlevi gören on romandan biriymiş. Hem zaten Goethe’nin romanın başında yer alan küçük bir not da, bu terapi işlevini doğrular mahiyette… Goethe, şöyle diyor romanının en başında: “Zavallı Werther’in maceralarına dair ne bulabildimse hepsini büyük bir itina ile bir araya topladım ve bana bu yüzden teşekkür edeceğinizi bilerek, bunları sizlere sunuyorum. Onun ruhuna ve karakterine karşı sevgi ve hayranlığınızı, yaşadıkları karşısında ise gözyaşlarınızı esirgeyemezsiniz. Onun gibi büyük tutku ve duyguları paylaşanlar, onun acıları sizin avuntunuz olsun ve kendi suçlarınız veya alın yazınız yüzünden yakın bir dost bulamıyorsanız, bu küçük kitap sizin dostunuz olsun.” (Genç Werther’in Acıları, Goethe) Kahramanını intihara kadar götüren, çelişkiler ve ızdıraplarla dolu bu sürecin, mükemmel bir anlatım eşliğinde işlenmesi, psikolojiyle ilgilenen okur için oldukça zengin bir kaynak hâline getiriyor Genç Werther’in Acıları’nı. Psikolojik anlamda okuyucuda derin izler bırakan bu eser dil ve anlatım bakımından da bir o kadar yetkindir. Roman boyunca genç Werther’in çektiği sancıları, yaşadığı çelişkileri ve ızdırapları romandaki olay örgüsüne mükemmel derecede sindirmeyi başarabilmek, ancak mükemmel bir dil ve anlatım sayesinde gerçekleşir. Goethe de
Edebiyat
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,2bin okunma
Puan vermedi·202 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2019 16:45
Karakterlerin yüzeyselliği onlarla bir bağ kurma olanağını imkansız hale getirse de verdiği mesaj anlamında güzel bir kitaptı. Mesaj verme odaklı bir kitaptı, fakat yine de bunu bir kurguyla vermeye çalışıyorsa yazarın, bu mesajı hikayenin içinde eritmesi gerekirdi bence. Böylece hikaye daha vurucu olabilirdi. Karakterleri biraz daha tanımak ve hissetmek isterdim.
Fahrenheit 451Ray Bradbury · DeBolsillo · 2006108,4bin okunma