Hanno, M.Ö. 450 yıllarında 60 gemiden oluşan dev bir keşif filosuyla Kartaca limanından yola çıkıyor ve Kuzey Afrika'nın Atlantik kıyısında güney yönüne yelken açıyor. Kaptan Hanno'nun Kamerun'a kadar geldiği anlaşılıyor; çünkü Mont yanardağının lav püskürtmesinden söz etmektedir. Hanno, garip bir benzetmeyle yanardağını 'tanrıların savaş arabası' diye adlandırıyor.
İyi bir okur olarak Cemil Meriç'i daha önce okumadığım için kendimi kınıyorum. Sosyolojinin sınırlarında dolaşmaya başladığım bu dönemde okumak için çok mantıklı bir seçim yapmışım. Kitap sahiden çok iyiydi. Toplumu ikiye ayıran Saint-Simon'la böylece tanışmış oldum: eşekler ve bal arıları. Şahane bir tanımlama değil mi? Yıllardır aylak aylak yaşayan insanlara söylenip dururdum. Artık Saint-Simon'a gönderme yaparak daha akademik bir şekilde söylenebilirim.
İnsanların bir araya gelişinden, biyilojiyle hiçbir ilgisi olmayan hakiki bir varlık doğar. Bu varlık çabadır: tek tek ve bir arada yapılan çaba. Üretimdir: maddi ve manevi üretim. Tabiatı ve insanı değiştiren eylemdir. Kazanılan yapıların aşılmasıdır. Kolektif yaratıştır. Hareket halindeki toplum, kendini emekle gerçekleştirir; üyelerini, kucağında yaşadığı çevreyi, aletlerini, kurumlarını, rejimlerini, medeniyet eserlerini yaratır, kendi kendini yapar, kendi kendini yoktan var eder.