Özge Ertaş

Özge Ertaş
@Ejma
Tüm çağların en akıllı adamları hayat hakkında aynı sonuca vardılar: o hiç de güzel değil. İnsan her zaman ve her yerde onların ağızlarından aynı sesi duydu kuşku dolu bir ses, melankoli, hayat yorgunluğu, hayata direnme dolu bir ses. Socrates bile ölürken, "Yaşamak uzun zaman hasta olmak demek" dedi..
Reklam
Bir hayvanı evcilleştirme işine "geliştirme" demek kulağa sanki şaka gibi gelir. Köpek kulübelerinde olanları bilenler, köpeklerin oralarda "geliştirilmesinden" kuşku duyarlar. Köpekler yetiştirme yerlerinde zayıflar, daha zararsız hale getirilir, korkutulur, canı acıtılır, bazen yaralanır, aç bırakılır ve sonunda hasta canavarlar olurlar. Rahibin geliştirdiği adam konusunda da durum pek farklı değildir. Kilisenin gerçek bir köpek yetiştirme yeri olduğu Orta Çağ başlarında "sarışın hayvanın" en mükemmel örnekleri her yerde avlanır ve örneğin asil Germenler "geliştirilirdi". Fakat bir manastıra alınan ve "yetiştirilen" bir Germen daha sonra nasıl görünürdü? Başarısız bir adam olur, karikatüre dönerdi. Manastırda yetişen bir Kuzeyli, bir Germen bir günahkâr oldu, kafese kapatıldı ve işkence gördü. Adam hastalandı, perişan oldu, kendinden nefret etti, hayatı konusunda kötü şeyler düşünmeye başladı, güçlü ve mutlu olan herkesten, her şeyden kuşkulanmaya başladı. Kısacası bir "Hıristiyan" oldu.
Bilinmeyen bir şeyden tanıdığımız bir şey çıkarmak bizi rahatlatır, huzur verir, tatmin eder ve güç hissi verir. İnsan bilinmeyen karşısında kendisini tehlikede hisseder, rahatsız olur; her şeyden önce bu acı durumlardan kurtulmak ister. İlk prensip: herhangi bir açıklama, hiç olmamasından iyidir. Hoş olmayan belirsizlikten kurtulmak en çok istediğimiz şey olduğundan, bunu nasıl yapacağımızı pek düşünmeyiz: bilinmeyeni aşina ifadelerle açıklayan yorumlama kulağa öyle hoş gelir ki, insan "onu doğru olarak kabul eder." Zevk ("gücün") duygusunu gerçek için ölçüt olarak kullanırız.
Her hata içgüdünün yozlaşması sonucudur, arzunun parçalanmasıdır: insan kötü olanla hatalı olanı hemen hemen eşitleyebilir. İyi olan her şey içgüdüseldir ve bu yüzden kolaydır, gereklidir, engellenmez.
İçimizde hayata karşı bir iftira, kötüleme ve kuşkulanma içgüdüsü olmadıkça, bundan "başka" bir dünya ile ilgili masallar uydurmanın hiçbir anlamı yoktur: o zaman bir "başka", "daha iyi" bir hayat hayaliyle, hayata karşı intikamımızı alırız
Reklam