Cocuklar icin cok uzuluyorum. Yalniz, caresiz, bilgisiz, ve gucsuzler. Kendi çocukluğuma da cok uzuluyorum. Yana ve harriet’in cocuklugunda kendimi buluyorum. Caresiz bir sekilde anne babalarinin yaptigi secimlerin, karmasik hayatlarinin ceremesini cekmek zorunda kaliyorlar. Dunyanin duzenine anlam veremiyorlar, zorluklarla basa cikmayi bilmiyorlar -daha kendi duygularini bile taniyamiyolar ki. En kotusu de harriet ve yana’nin cocuklugunun birbirine benzemesi. Toz pembe bir dunyada yasasaydik, Harriet buyur, kendi anne babasinin hatalarindan ders cikarir, cocugunu tramvalardan arinmis bir sekilde yetistirirdi. Ama gercek hayatta bu cogu zaman mumkun olmuyor. Yazar, travmalarin jenerasyonlar boyu aktarimini cok iyi islemis. Bu kitap beni bu konuda cok buyuk umutsuzluga soktu: hicbirimiz travmalarimizdan arinamayacak miyiz? Ebeveyn-cocuk arasindaki guc dengesizligini hangi birimiz iyi yonetebilecegiz? Saglikli ve mutlu bir ailenin garantisini kim verebilir?