Ortaokuldayken ramazan yaza gelmişti. Tatilde, bir işle ilgili olarak kardeşlerimle bir köye gitmiştik. Oruçtuk. Dönüşte hava sıcak, güneş yakıcıydı. Yolda terlemiş, çeşmeden çeşmeye buz gibi sularda elimizi yüzümüzü yıkaya yıkaya gitmiştik. O sulardan içememek, işte oruç, oydu.
İftardan bir müddet sonra camiye teravihe koşardık. Uzaktaydı cami, ancak koşarak yetişirdik. Bazen da mahallede bir evin damında (evlerimizin üstü dümdüz topraktandı) mahalle cemaatiyle kılardık namazımızı. Sahurdan sonra sabah yıldızını seyretmek en büyük zevkimdi. Sanki orada birileri vardı ve onlar da bizi seyrediyorlardı.