Aylak Adam, Yusuf Atılgan’ın (1921-1989) ilk romanı. 1959 yılında yayımlanan roman, aradan geçen onca yılda edebiyatımızda üzerine en fazla konuşulan romanlardan biri. Acımasız eleştirilerle birlikte övgülerle de anılmaya devam ediyor.
Bilinç Akışı tekniğiyle yazılan eser, Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz olmak üzere dört ana bölümden oluşuyor. İlk mevsim olarak Kış’ın seçilmesi, okuru, daha başlangıçta olağandışı bir hikaye olduğu bilgisiyle selamlıyor.
Romanlarında sanatçı aydın kişilerin bunalımlı yaşamlarını konu edindiği bilinen Yusuf Atılgan, modernleşme ile birlikte bütün dünya edebiyatında benzerlerine sık rastlayabileceğimiz bir tipin, aylak bir adamın, bir isim bile kazanamamış Bay C.nin topluma yabancılaşmasını ve dibine kadar yaşadığı aile kaynaklı yalnızlığı konu alıyor. Eseri benzerlerinden ayıran en güçlü yön ise galiba ustalık. Bir ilk roman için müthiş bir psiko-sosyolojik derinliğe sahip bir ustalık. Gelişigüzel yazılmış bir tek cümlesi bile yok denilse abartılmış sayılmayacak kadar her sayfasına emek harcanmış, kitapta geçtiği şekliyle, bütün değerlerini yitirmiş, dayanacak bir şey, bir tutamak arayan Aylak Adam portresini eksiksiz çizen bir ustalık.
Peki kimdir bu Bay C.? Anne şefkatinden mahrum edilmiş bir öksüz? Kadın düşkünü bir babanın, ruhunda sürekli kanayan yara açtığı zavallı bir oğul? Bir çocuğun anne özlemini dindirmek samimiyeti ve fedakarlığını gösteren bir teyzenin kutsiyetine tutunan salt çocuk? Mutsuz bir çocukluğun üstesinden gelemeyen, olamayan ve kendini gerçekleştiremeyen bir genç? Geçim kaygısından azat edilmiş bir şehirli zampara? Babasından nefret eden ama babası gibi kadın düşkünü olan biri? Toplumun iğrenç yönleriyle her gün karşılaşan ve o toplumun fertlerine benzememek için her zeminde müthiş bir mücadele azminde olan bir aykırı