Hadi biraz daha İsrail'i lanetleyip , zulme uğrayan insan fotoğrafları paylaşıp , müslümanları görmeyen Batıyı eleştirip , sokaklara dökülüp eylemler falan yapalım . Sakın kimse ülke bile sayılmayacak bir toplumun bunu nasıl yapabildiğini , Filistin'in neden o halde olduğunu , Yıllardır dünya üzerindeki müslümanların ilk kıble için neden toplanamadığını hatta toplanmadığını sorgulamasın. Yapabileceğimiz tek şeyin neden sadece ürün boykot etmek olduğunu bir düşünmeyelim.
Kitabın son sayfasını bitirince elimde olmadan Bülbülü Öldürmek ile kıyaslamaya başladım.İlk kitapta Scout'un gözünden Atticus Finch'i okuduk , tanıdık , bu kitapta ise yazarın gözünden tüm aileye bakıyoruz. "Bülbülü Öldürmek" anlattığı hikaye bakımından çok daha akıcı, çok daha vurucu olsa da; Tespih Ağacının Gölgesinde anlatmak istediğiyle en az Bülbülü Öldürmek kadar doyurucu.
Hayatı boyunca babasını ulaşılmaz bir yere koyan ve onun ağzından çıkan her sözü koşulsuz şartsız doğru kabul eden Jean Louise (Scout) gün geliyor babasıyla çok hassas bir konuda, çok büyük fikir ayrılığına düşüyor. bu zamana kadar babasını sorgulamamış olan Scout "birey" olma yolunda yine en büyük dersini babasından alıyor. Bende okurken Atticus gibi bütün kitaplarda gördüğüm en makul ve en güçlü baba figürünün değiştiğini , durduğu yerin savunduğu şeyin farklılaştığını görünce Scout gibi hayal kırıklığına uğradım. Fakat okudukça hem Atticus hem Scouta hak verdiğim kısımlar oldu . Hatta kızgınlığım son kısımlarda sona erdi.
Kitabın yedinci bölümünün sonlarında bence Harper Lee'nin kitabı kaleme almasının amacını okudum. Scout gerçek anlamda büyüyor. Atticus gibi bir babası olan Scout bile hepimizin geçirdiği o vicdanen ya da fikren aileden bağımsızlaşmayı yaşıyor. Bunu yaşamak bize problem gibi gözükebilir, fakat asıl yaşamamak problem. Salt doğru kabul ettiğimiz insanlarla bile zaman gelince fikir ayrılığı yaşayabiliriz . Birey olma yolunda mücadele verebiliriz. Bunları yaşayıp aşmak da sanırım büyümek oluyor. Kitabı okurken biz de Scout'la büyüyoruz sanki.
Syf 228 ...
"...şimdi sen, bir vicdanla doğmuş genç bayan, yaşamının bir yerlerinde onu bir deniz kabuğu gibi babanın vicdanına yapıştırmışsın. Büyürken, büyüdüğünde, yaptığın şeyden tamamen habersiz bir şekilde, babanı