“İnsan,hakkında kafa yormadığı,kaygılanmadığı,çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin, ona niye değer versin?Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak, bunun için çabalamak değil midir?Senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki?
“Bir insan nasıl olur da başka birinde kendini bulurdu? Ya da kendini bulmayı bir insanla sınırlardı. Peki yaşamın öteki etkinlik alanları, arkeoloji, arkadaşlar, aileler... Dünyanın ilişki olanakları, insanın kendini var etmesi için sunulan zengin çeşitlilik... Bütünleşmekten, kusursuz uyumdan söz ediyorlardı. Evet, kimi anlarda bu olabilirdi; sevişirken, düşünürken, tartışırken, iş yaparken, müzik dinlerken, sessizce otururken birlikte olduğun kişiyle bir an aynı duyguları hissedebilir, aynı sevinci, aynı kederi, aynı heyecanı, aynı dinginliği yüreğinde duyabilirdi ama bunun süreklilik kazanması ancak bir mucizeyle gerçekleşebilirdi ya da her iki insanın da kendini başarılı bir biçimde kandırmasıyla. Sürekli uyum içinde olmak, uyumdaki gü
zelliği bozmak, içeriğini boşaltmaktan başka bir anlama gelmiyordu.”
“Platon, Şölen adlı yapıtında, Aristophanes’in bir konuşmasına dayanarak, insanın bir türünün dört kollu, dört ayaklı, iki başlı Androgynos adlı varlık olarak yaratıldığını ama bu mükemmel yaratığı kıskanan Zeus’un onları ayırdığını, bu yüzden insanın ömrü boyunca hep öteki yarısını aradığını anlatıyormuş.”
"Sevmekten vazgeçtiğimiz insanların duygularında her zaman bize gülünç gelen bir şeyler vardır. Sibyl Vane'ın hareketleri ona absürt bir melodram gibi geliyordu.Kızın gözyaşları , hıçkırıklara boğulması sinirlerini bozuyordu.