İnsan da böyle bir şeydi işte. Az sonra eriyeceğinden habersiz minik bir kar tanesi gibi. Bir yerden bir yere gittiğini düşünürken, aslında havada savrulup dururdu. Biricik olduğunu sanırdı ama ne yaparsa yapsın daima öbürlerine benzerdi. Bölünüp dururdu kalabalığın içinde insan. Kendini kendine, kendini başkalarına, sonra başkalarını yine kendine bölerdi. Hiç'e varıncaya kadar bu hep böyle sürerdi.
Eskiden dostluğun beraber ağlayabilmekle ilgili bir şey olduğunu sanırdı. Sonra sonra esas beraber gülebilmekle ilgili olduğunu anlamıştı. Şu hayatta seni güldürmek için çabalayacak, sevincini sevinci sayıp, birlikte gülmekten mutlu olacak birini bulmak kolay mıydı?