Bir yandan da gözlerinin önünde anılar canlanıyordu. Her biri birer kıymık gibi geçip. giderken yüreğine saplanıyordu... “İnsanın karşısına hayatın sunduğu o nadir fırsat, o eşsiz kısmet yalnızca bir kez çıkar. İşte o an geldiğinde, cesaretle sarılmasını bilmelisin. Ne yaparsan yap, kaderinden kaçamayacaksın,” diyordu içindeki bir ses.
Şehirlerden, insanlardan uzakta bir evimiz olsun isterdim. Bir penceresinden bakınca uçsuz bucaksız deniz görünmeliydi. Alabildiğine vahşi ve çılgın bir deniz. Kimi gün açılıp açılış kapımıza kadar gelmeliydi dalgalar. Tuzlu köpükler saçlarımızı ıslatmalıydı. Geceleri denizin uğultusu kulaklarımızdan hiç eksilmemeliydi. Serin bir rüzgâr esmeliydi ansızın, iliklerimize kadar üşümeliydik. Ocakta yanan odunların parıltısında gözlerinin en açık rengini görmeliydim. Alevlerin aksi yüzüne vurmalıydı, öptükçe yanmalıydı dudaklarım. Sonra odunlar sönmeliydi, korların kırmızılığında sevmeliydim seni sabaha kadar... Pencereden giren günün ilk ışığı bizi uyanık bulmalıydı. Uykusuzluğumuzun farkına varmadan yeni bir günün ilk saatlerini yudum yudum içmeliydik. Sonra güneş biraz yükseldiği zaman uykuların en güzeli, en dayanılmazı
Yaşlı kadın başı öne eğik bir halde elindeki tespihle sessizce oturuyordu. Tespihin her bir tanesinde geçmişten kalan bir hüznü tamir etmek ister gibi tevekkülle susuyordu.
Genç kız gülümseyerek odaya girip, elindeki bir bardak açık çayı usulca kadının yanına bırakıp odadan çıktı.
"Bahtı güzel olsun" diye mırıldandı yaşlı kadın.
Bu ülkenin merhametli kadınları, genç ve güzel kızlarını bu duayla sarıp sarmaladılar; "Bahtı güzel olsun."
Çünkü en iyi o kadınlar bilirler ki, bu ülkenin genç ve güzel kızları hüzne en yakın insanlardır. Bu topraklarda güzel kadınların yaşamaları muhtemel çok acı var.
Bu güzel kızları koruyabilmek için, ellerindeki tek çareye, içten bir duaya sığındılar. Başka türlüsü ellerinden gelmiyordu çünkü.
Bahtı güzel olsun!
“Nefret üç bardakta sunulan bir zehirdir. Birincisi, insanların arzuladıkları kişileri hor görmeleridir -çünkü onları kendi ellerinde tutmak isterler. Hep kibirden! İkincisi, insanların anlamadıkları kişilerden tiksinmeleridir. Hep korkudan! Bir de üçüncü tür vardır -o da insanların incittikleri kişilerden nefret etmeleri."
"Ama neden?"
"Çünkü baltanın unuttuğunu ağaç hatırlar."
"Ne demek o?"
"Yaraları zarar veren değil, zarar gören kişi taşır demek