Elفida

Elفida
@Elfidason
يَا رَبِّي أَنْتَ تَكْفِينِي
Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki; bütün enva-i mahlukatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hacetlerine "Lebbeyk! " dedirten Zât-ı Zülcelâl; seni bilmesin, tanı-masın, görmesin? Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de O'nu bil, hürmetle bildiğini bildir ve kat'iyyen anla ki; senin gibi zaîf-i mutlak, âciz-i mutlak, fakîr-i mutlak, fäni, küçük bir mah-luka koca kâinâtı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek; elbette hikmet ve inayet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-ı Rahmet'tir. Elbette böyle bir Rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve såfî bir hürmet ister. İşte o halis şükrün ve o safi hürmetin tercümanı ve ünvanı olan " i de. O " بسم الله الرحمن الرحيم Rahmet'in vusûlüne vesile ve o Rahmân'ın dergâhında şefaatçi yap.
Rivayete göre; "Her sabah ve her akşam yedişer kere "Hasbiyallahu là ilâhe illa hüve, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül Arşil azim" (Kendisin-den başka ilah bulunmayan Allah bana yeter, ben yalnız O'nun desteğine gü-veniyorum, O Ulu Arş'ın sahibidir) diyen kimsenin Allah, eğri doğru ne dileği varsa yerine getirmeyi üzerine almıştır."
Sayfa 175
Namaz, ashab ve ümmet... Evet, Efendimiz'in son on üç gününde dilinden düşürmediği üç kelime bunlardı. Adeta, Efendimiz'in bu dünyadan giderken vermek istediği mesaj şu idi: "Namaz dinin direğidir. (203) O direği insanlık ailesi içe risinde en güzel diriltenler, bana ashab/dost ve arkadaş oldular. Bana ümmet olduklarını iddia edenler de din binasının direği olan namazı ikame etmeliler ki sahabe ile aralarındaki bağ kopmasın."
Sayfa 177·Kitabı okudu
Hz Aişe ( annemiz, bir gün Peygamberimize her kadının zaman zaman eşine sorduğu şu soruyu sorar: "Ey Allah'ın Resulü, beni seviyor musun?" Efendimiz, bu ne biçim soru derce-sine: "Ey Aişe! Sevmesem yanında olur muydum? Elbette kiseni seviyorum." diye cevap veriyordu. Ancak böyle bir cevap bile Aişe annemizi tatmin etmeyecekti. Bu sefer Efendimizin kendisini ne ölçüde sevdiğini öğrenmek adına: "Beni nasıl seviyor sun ya Resulallah?" diye soracaktı. Bunun üzerine Efendimiz hem Hz. Aişe'nin hem de bizim yüreğimizin derinliklerini titreten şu içten, samimi ve bir o kadar da edebi ifadeyle: "Seni kördüğüm gibi seviyorum." diyecekti. [16] Hz. Aişe validemiz, bazen: "Ya Resulallah! Kördüğüm ne alemde?" diye sorduğunda, Efendimiz: "İlk günkü gibi" diyerek hep bu halin devam ettiğini beyan edi yordu. Kördüğüm gibi sevmek... Herhålde Efendimiz'e has bir sevgi çeşidi bu... Hayat arkadaşını, eşini, yoldaşını kördüğüm gibi sevmek... Fazla söze ne hacet...
Sayfa 146·Kitabı okudu
Efendimiz'in sahabeye olan sevdasının boyutunu anla yabileceğimiz bir dua ile başlayalım. Efendimiz bir gün Rabbine şöyle yakaracaktı: "Allah'ım! Ashabımı bana bırakma, ben on-lara gereği gibi bakmaktan aciz kalırım. Onları kendilerine de bırakma, onlar kendilerine bakmaktan aciz kalırlar. On-ları başkalarının eline de bırakma, çünkü başkaları onların kıymetini tam anlamı ile kavrayamaz, kendilerini onlara tercih ederler de onlara haksızlık yaparlar." [132] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 7/288; Ebû Davud, Cihad, 35
Sayfa 130·Kitabı okudu