Yusuf bir çöl güzeli. Yusuf, gökte bir ay par-
çası. Yusuf, az sonra gökleri yerlere düşürecek.
Rüya Yusufa ayan, Yusuf rüyalara beyan.
Dünya vardı. Âlemler vardı. Yusufun halle-
rinden gizli sırlar, mucizeler yayıldı, önce yıldızlar
geldi. Secde etti Yusufa. Yusuf ürperdi. Sonra ay
geldi. Yusufun karşısında durdu, secdeye kapan-
dı. Yusuf titredi. Güneş geldi dönerek, raks ede-
rek. O da secdeye vardı Yusufun önünde, önce
irkildi sonra üşüdüğünü hissetti Yusuf. Yatağın-
da bir sağa bir sola döndü. İnce bir çığlık attı:
“Baba! Babacığım!”
Leyi! Yani gece.
Veylî Yani yazıklar olsun!
Gecede aşkm hecesini sayıklayanlara selam
olsun.
Gecenin konuklarını uykusunun koynunda
barındıran, kardeşlerine Yusufu düşman gösteren şeytana yazıklar olsun.
Çöldü...
Geceydi...
Rüyaydı...
Duaydı!
Çöl emre amadeydi. Zaman ise deli divane.
Gündüz emaneti geceye devretti. Gece kapılarını
bir rüyaya araladı.
On bir yıldızın işi zordu. Zordu güneşin yere
kapanması. Ay tam ortasından ikiye yarılmanın
sancısındaydı.
Gecedir.
İpliğin göğe doğru sarkıtıldığında siyah mı beyaz mı olduğu kestirilemeyen bir gece...
Batan güneşe, sönen ateşe, gelmeyen habere,
kabul görmeyen duaya, çözülmeyen kördüğüme,
sır tutan sağırlığa...
Geceye düştü hüsn-ü zan!
ruhundaki anlamını huşu içinde zikreden gönlü
Züleyha’nın yaşlanmış, çaresiz kalmış bakışlarına yüklüyordu merhametli rengini.
Ve Yusufun kuyuda unuttuğu bir cümle yankılanıyordu kâinatın en bakir köşesinden:
“Allah’ım hata işleyenleri affet.”
Tutkular gönlümüzü deli gömleği gibi sardı.
Ey Yusuf bir gömlek de bize gönder! Açılsın gönlümüz.
Ey gömleği Miraç’ta biçilen Nebi! Nefis gömleğini yırtıp paramparça edip düştük yola, aşk gömleğinin gelişini beklemekteyiz.
Sen iftiraya uğradın ki kurulsun zindan. Sen
zincire vuruldun ki kırılsın zanlar.
Evvelen terler akıl, ahiren kalp ıslanır
melekûtun buram buram rahmet sağdığı hârika-i
sevdânın maşukuyla. Biz ki merbub olmuşuz aklımızın pazarında ki kendi ipini sunmuş bir gülün
nefesine Züleyha.
Estağfirullah olsun ki, biz ne kuyuya nur
düşüren gece kadar afifâne gözleri hazan, nede
Yusufun gömleğindeki ip kadarız. Nede beşeri
aşktan İlâhi aşka kanat vuran, Nil’e ahyanen çalım salan Züleyha’nın şezresi kadarız.