Babamın sadece tek bir fotoğrafı vardı evde. Salonun başköşesine asılmış, üniformalı tek bir kare... Yirmi yıldır ciddiyetle oradan bakıyordu bize. Annemin dediğine göre tek fotoğrafı buymuş. Çünkü fotoğraf çektirmeyi sevmezmiş. Yalan söylüyordu. Tek fotoğraf bu değildi. Annemin hepimizden sakladığını düşündüğü bir albümü vardı yatağının altında. İçi hep babamın fotoğraflarıyla doluydu. Onun haberi yoktu ama ben bulmuştum o albümü. Onun haberi yoktu ama ben defalarca annemi, geceleri yatağın boş tarafına o albümü koyup, babamın fotoğraflarına titreyen parmaklarıyla dokunup ağlarken de görmüştüm. Giden gidiyordu ama hayat geride kalana zordu. Ölüm tek kişilik değildi. Tenine soğuk değmesin diye gözünden sakındığını, kendi eliyle soğuk toprağın bağrına verenin ruhundan da bir parça girmez miydi o mezara?