Yunan dininde "mit yıkımı"nın, onun yanı
sıra da Sokrates ve Platon ile birlikte kesin ve sistemli felsefenin başarıya ulaşmasının mitsel düşünceyi tam olarak yıkamadığı görülecektir. Zaten, "köken" saygınlığı
yitip gitmediği, ve başlangıç zamanında -ya da deney-üstü bir Dünya'da- olup biteni unutma da bilgiye ya da kurtuluşa erişmedeki başlıca engeli oluşturduğu sürece, mitsel düşüncenin köklü bir biçimde aşılmasını tasarlamak güçtür.
Görülüyor ki, "öz olan"a inanılmaz bir geriye dönüşle ulaşılır: Bu, ritler yoluyla elde edilen bir regressus değil ama düşünsel bir çabayla gerçekleştirilen bir "geriye dönüş"tür. Bu bakımdan, ilk felsefi spekülasyonların mitolojilerden kaynaklandığı söylenebilir: Sistemli düşünce, kozmogonilerin söz ettiği "mutlak başlangıç"ın ne olduğunu anlamaya ve kavramaya, Dünyanın Yaratılışı ile ilgili gizi, kısacası Varlık'ın ortaya çıkışındaki gizi aydınlatmaya çalışır.
“Gökyüzü Sakini" ya da "Gökteki" olarak adlandırılan Tanrı, öncesiz sonrasızdır,
her şeyi bilir, sonsuz gücü vardır, ama yaratılış Atalar tarafından tamamlanmıştır; onlar da, yıldızların ötesine çekilmesinden önce, Yüce Varlık tarafından yaratılmışlardır. Bu Tanrı insanlardan ayrı yaşar, dünya işlerine karşı ilgisizdir. Ne bir görüntüsü vardır ne de kendisine hizmet edecek bir rahibi. Ancak hastalık söz konusu olduğunda ona dualar edilir ("Sen, ey yukarıdaki, alma çocuğumu benim; o daha çok küçük") ya da özellikle kötü havalarda armağanlar sunulur.