Elif

Freud'un iki düşüncesi:
1 . İnsanın "köken" ine ve "başlangıçlar 'ına özgü büyük mutluluk; 2. Anımsama'yla ya da bir "geriye dönüş"le ilk çocukluk dönemindeki travma yaratan kimi olayların yeniden yaşanabileceği düşüncesi.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Reklam
Her insanda "başlangıçlar"ın mutluluk verici olduğu ve bir çeşit Cennet oluşturduğu düşüncesine, yaşamla ilgili bütün bilimler arasında psikanalizin vardığını görmek ilginçtir; buna karşılık yaşamla ilgili öbür bilimler özellikle başlangıçların iğreti ve kusurlu olduğu konusunda ısrar eder. "Başlangıçlar 'ın o dayanılmaz yetersizliğini yavaş yavaş gideren, gelişmedir, oluşumdur, evrimdir.
Sayfa 105·Kitabı okudu
XX. yy'da, başlangıçların bilimsel olarak incelenmesinin başka bir doğrultuya kaydığı görülür. Psikanaliz için, sözgelimi, gerçek anlamda en eski olan, "insanın en eski" dönemi yani ilk çocukluk dönemidir. Çocuk mitsel ve Cennet'e özgü bir zamanda yaşar. Psikanaliz kişisel öykümüzün "başlangıcını" bize açıklamaya, özellikle de çocuktaki büyük mutluluğa son veren ve yaşamımızın gelecekteki doğrultusunu belirleyen olguyu saptamaya elverişli teknikler hazırlamıştır. "Arkaik düşüncenin terimleriyle söylenirse, bir "Cennet" (psikanalize göre doğum öncesi evre ya da sütten kesmeye kadar uzanan dönem) ve de bir "kopma", bir "felaket" (bebeklik travması) olmuştur denebilir; söz konusu en eski olgular karşısında yetişkinin tutumu ne olursa olsun, bunlar onun varlığında oluşturucu bir rol oynarlar.”
Sayfa 105·Kitabı okudu
Nesnelerin kökenini bilme isteği Batı kültürünün de belirgin bir niteliğini oluşturur. xvııı. yy'da, özellikle de XIX. yy'da Evren'in, yaşamın, türlerin ya da insanın kökeniyle olduğu kadar toplumun, dilin, dinin ve bütün insan kurumlarının kökeniyle de ilgili araştırmaların sayısı artmıştır. Bizi çevreleyen her şeyin kökeni ve tarihi öğrenilmeye çalışılmıştır: Sözgelimi, güneş sisteminin kökeni olduğu kadar evlilik gibi bir kurumun ya da seksek gibi bir çocuk oyununun kökeni de araştırılmıştır.
Sayfa 104·Kitabı okudu
Dünya'nın kökeninin "değişkenliği" insanın umudunu yansıtır; buna göre onun Dünyası, terimin gerçek anlamıyla süreli olarak yok olsa bile hep orada olacaktır. Umutsuzluktan kurtulmanın bir yolu mu acaba? Hiç de değil; çünkü Dünya'nın yok olması düşüncesi aslında kötümser bir düşünce değildir. Dünya kendine özgü sürede yozlaşır ve çöker. Bu nedenle her yıl simgesel olarak yeniden yaratılmalıdır. Ancak korkunç yıkım düşüncesi, kozmogoni yani Dünya'nın kökenindeki "sır" bilindiği için kabul edilebilmiştir.
Sayfa 104·Kitabı okudu
Mitoloji
Reklam